Çocuk suçluluğunun önlenmesi hususunda yerel yönetimlerin rolü ve katkısını ortaya koymayı amaçlayan bu makalede, yerel yönetimler ve çocuk suçluluğu ilişkisi sosyal hizmetler ve sosyal politikalar çatısında ele alınarak, söz konusu kurumların çocuk suçluluğu alanındaki rol ve etkinliği incelenmiştir. Bu çalışmada 2004 yılından itibaren yerel yönetimler alanında yapılan düzenlemelerin yerel yönetimlerin yapı ve fonksiyonlarındaki etkisi ve sosyal hizmet politikalarında meydana getirdiği yansımaları tartışılarak Türkiye’deki durum saptanmıştır.
Anahtar Kelimeler: Yerel yönetimler, suç, çocuk, sosyal hizmetler, sosyal belediyecilik.
Abstract
In this article we studied on the role and contribution of local administrations in relation to prevention of child delinquency. The relationship between local administrations and child delinquency will be analysed under the framework of social services and social policies, and the role and effectiveness of local administrations in the field of child delinquency will be studied. Since 2004 there have been some changes related with local administrations, so in this article the effects of these changes on local administarations’ structure, functions and social service policies will be discussed, and this will give us the opportunity to see the situation in Turkey.
Keywords: Local administrations, crime, child, social services, social municipality
Sedat ERGENÇ
Hakan AYDIN**
GİRİŞ
Kamu yönetim sisteminin merkezi yönetimden sonraki en büyük ve en önemli parçası olan yerel yönetimler, merkezi yönetimle birlikte kamu hizmetlerinin yerine getirilmesinde görev alan kuruluşlardır. Boyutları ve etkinlikleri ülkelerin yönetim sistemlerine (üniter / federal devlet) bağlı olarak değişmekle birlikte mahalli / bölgesel düzeydeki kamu hizmetleri yerel yönetimler tarafından sağlanmaktadır(Ersöz, 2009: 772).
Yerel yönetimler, belde halkının ortak yerel ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulmuş, dolayısıyla topluma karşı çeşitli sorumlulukları bulunan kamu kurumlarıdır. Bu sorumluluk çerçevesinde yerel yönetimlerin, toplumun yapısını, temel ihtiyaçlarını ve önceliklerini tanımaları, en kısa sürede ve istenen düzeyde bunlara cevap vermeleri, etkin yönetimin bir gereği olmaktadır.
Suç, insanın ruhundaki kötülükten, kalıtımsal ve bedensel özelliklerinden, toplumsal sebeplerden kaynaklanır. Suçluluk, kişiyi toplum halinde yaşayan öteki bireylerin karşısına çıkaran bir çatışmanın ürünüdür. Suç kavramı ile ilgili araştırmalara bir bütün olarak bakıldığında, önemle üzerinde durulan iki kavram olduğu görülür. Birincisi suçu önlemeye yönelik tedbir ve erken tanı çabaları, ikincisi suçun ortaya çıkışındaki ilk belirtilerin çocuklukta görüldüğü düşüncesiyle, çocuk suçluluğu araştırmalarıdır. Bunlar suçun ortaya çıkışı, gelişmesi ve önlenmesi için alınması gereken tedbirlerin tanımlanması amacındadır.
Araştırmalara göre suça sürüklenen çocukların önemli bir bölümü yaşamlarının ilk yıllarını aile içi ilişkiler düzeyinde yaşanan kötü toplumsallaşma süreci içinde ve sosyal, ekonomik ve kentsel yapıdaki mimari düzensizliğin hakim olduğu çevresel şartlarda geçirmişlerdir(Saran, 1990: 131-134).
Bu kapsamda ele alınan çalışmada, öncelikle Türkiye’de çocuk suçluluğuna yol açan sebepler incelenmiş, çocuk suçluluğu konusunda yerel yönetimlerin görevlerine ilişkin ulusal ve uluslararası düzenlemelere yer verilmiş, çocukların işledikleri suçların istatistikî değerlendirilmesi terör, iç göç ve eğitim paralelinde ortaya konulmuş, sosyal belediyecilik olgusuna yapılan vurgu ile yerel yönetim kurumlarına sosyal hizmetler alanında verilen görevlere değinilmiştir.
1. ÇOCUK SUÇLULUĞUNA İLİŞKİN ULUSAL VE ULUSLARARASI ALANDA YAPILAN YASAL DÜZENLEMELER
Dünya genelinde artmakta olan çocuk suçluluğuna karşı devletler (merkezi ve yerel yönetimler olarak) farklı önlemler almaktadırlar. Çocukların suç işlemesine sebep olacak nedenlerin ortadan kaldırılmasına yönelik bu çalışmaların başarısı ilk başta sorunların tespitine, alternatif çözüm yollarının bulunmasına, en makul ve uygulanabilir çözümün uygulanmasına bağlıdır. Bu ise yönetim anlayışlarında bir takım değişikliklerin ortaya çıkmasına neden olacaktır (Ünlü, 2009).
Günümüzde yerel yönetimler sınırları içinde yaşayan birey, grup (aile) ve toplulukların üç farklı kaynaktan gelen ve müdahale edilmedikçe derinleşen sosyal sorunlarıyla yakından ilgilenmek durumundadır. Temelde toplumsal, ekonomik ve yönetsel sistemin işleyişinden kaynaklanan, özellikle büyük kentlerde erken müdahaleyi gerektirecek ölçüde derinleşen yoksulluk, işsizlik, dilencilik, madde bağımlılığı, sokak çocukları, çocuk suçluluğu v.b. sorunlardır ki, bu sorunların çözümünde merkezi yönetimlerle birlikte yerel yönetimlerin de vazgeçilmez bir rolü bulunmaktadır.
Son yıllarda özellikle belirli bölgelerde ve büyük kentlerde meydana gelen yasa dışı gösteri ve eylemlerde çocukların ön planda kullanılması (bu çocukların 18 yaş ve altında olmalarına karşın eylemleri Terörle Mücadele Kanunu kapsamında ele alınmıştır), çocuk suçluluğu içindeki sokakta yaşayan ve çalışan çocukların oranındaki yükseliş, gasp, hırsızlık, yaralama v.b. olaylarda belli bir dönem aralığında ortaya çıkan artış, Üzeyir Garih, Rahip Santora, Hrant Dink gibi cinayetlerin çocuklara işletilmesi gibi nedenlerle şahsa ve mala karşı işlenen suçlar yanında organize suçlarda da çocukların kullanılması(istismar edilmesi) tehlikesi nedeniyle dikkatler bu alana yoğunlaşmış, bu nedenle gerek TCK(Türk Ceza Kanunu) ve CMK’da(Ceza Muhakemesi Kanunu) ve gerekse diğer yargılama hukukunda yapılan değişiklikler ile birlikte çocukların yargılanması esnasında ve sonrasında korunmasını sağlayıcı bazı değişiklikler yapılmıştır.
Ancak çocukların korunmasına ilişkin yapılan hukuki düzenlemeler tek başına sorunun çözüme kavuşturacağını beklemek olanaksız olduğundan çeşitli kamu kurumlar tarafından da koruyucu ve önleyici tedbirler alma zorunluluğu ortaya çıkmıştır.
Günümüzde artan sosyal sorunlar karşısında kamu hizmetlerinin daha iyi yürütülmesi merkezi yönetimler ile birlikte yerel yönetimlere de sorumluluklar yüklemektedir. Çünkü vatandaşların sosyal barış içinde yaşamaları ve toplumsal uzlaşmanın temini, yerel yönetimlerin de sorumluluğu alanındadır.
Çocuk suçluluğu ile ilgili olarak kamu yönetim sistemi içerisinde bir çok kurum daha yakın ve müşterek çalışma şartları geliştirme ihtiyacı hissetmektedir. Çünkü suça sürüklenen çocuğa müdahale pek çok disiplinin bir araya gelmesini gerektiren bir durumdur. Bireyin doğumundan ölümüne hayatını içinde geçirdiği sosyal çevre, onun kişiliğinin oluşumu ve bu kişiliğin dışarı yansımasında oldukça önemlidir. İnsanlar içinde bulundukları sosyal çevreden etkilenen ve bu sosyal çevreyi etkileyebilen varlıklardır. Bundan dolayı hukuk, eğitim, psikiyatri, sosyoloji, tıp, rehberlik ve danışmanlık hizmetleri, emniyet, sosyal hizmetler ve yerel yönetimler gibi alanlarda çalışanların bir araya gelmesi ve birlikte çalışması gerekmektedir.
Gerek ulusal gerekse uluslararası alanda yapılan düzenlemelerde de çocuğun yaşadığı çevreye en yakın birimler olan yerel yönetimlere konu ile ilgili olarak görevler verilmiştir. Bu nedenle sosyal belediyecilik anlayışına ve yörenin özelliğine uygun olarak yerel yönetimler “Risk Altında Olan ve Korunması Gereken Çocuklar” ve sokak çocukları gibi alanlarla ilgili olarak sosyal politikaların yerine getirilmesinde aktif olarak rol almak durumundadırlar. Yerel yönetimlerin Valilik, İl Sosyal Hizmetler, Üniversiteler, İl Emniyet Müdürlükleri İl Sağlık Müdürlükleri, İl Milli Eğitim Müdürlükleri, Denetimli Serbestlik Şube Müdürlükleri ve Sivil Toplum Örgütleri ile daha yakın bir işbirliği içerisine girmeleri kaçınılmazdır.
Çocuk suçluluğu veya sokak çocukları gibi sorunlar yerel yönetimlerin hizmet alanını oluşturan şehir merkezlerinde ortaya çıkmaktadır. Bu sorunun olumsuz etkileri de yine ağırlıklı olarak şehir merkezlerinde görülmektedir. Dolayısıyla soruna yönelik önleyici müdahaleler hususunda merkezi yönetimden kaynaklanan bürokratik engellerin önüne geçilmesi, yerinde ve en yakın birimlerce önleyici yönde müdahale edilmesi çözüm konusunda etkinliği arttıracaktır.
1.1. Çocuk Suçluluğu Konusunda Yerel Yönetimlerin Görevlerine İlişkin Uluslararası Düzenlemeler
Bu alandaki uluslararası mevzuattaki düzenlemelere baktığımızda;
Birleşmiş Milletlerce 1989 yılında benimsenen Çocuk Haklarına Dair Sözleşme ile çocuğun öneminin daha da arttığını görmek mümkündür. Nitekim sözleşmenin 3 üncü maddedesin yer alan “Taraf Devletler, çocukların bakımı veya korunmasından sorumlu kurumların, hizmet ve faaliyetlerin özellikle güvenlik, sağlık, personel sayısı ve uygunluğu ve yönetimin yeterliliği açısından, yetkili makamlarca konulan ölçülere uymalarını taahhüt ederler” ibaresinde güvenlik kavramı ön plana konularak çocuğun uluslararası alandaki yeri daha da üst boyutlara taşınmıştır.
Türkiye’de de 2006 yılında 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nda yapılan değişiklik ile 15 yaşından büyük çocukların terör suçları bakımından çocuk mahkemelerinin görev alanından çıkarılıp güvenlik nedeniyle özel yetkili ağır ceza mahkemelerinin görev alınana sokulmuştur ( Terörle Mücadele Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, 2006 ). Çocuk koruma sistemi açısından yerine olmadığı düşünülen bu uygulama; çocuklar bakımından çocuk mahkemelerinin koruyucu etkisinin ortadan kaldırılmakta, bu gruptaki çocuklar terör örgütlerinin tehlikeli üyeleri ile birlikte ve onlarla aynı koşullarda yargılanmak durumunda kalmakta, bu örgütlerin yetişkin durumundaki üye ve yöneticilerinin her türlü istismarına açık halde bırakmaktadır. Bu sebeple terör suçlarıyla ilgisi olan 18 yaşından küçük çocukların çocuk mahkemelerinde yargılanmalarını ve çocuklar lehine alternatif ceza tedbirleri öngören düzenlemelerin yapılmasının uygun olacağı düşünülmektedir.
Çocuk Suçluluğunun Önlenmesine İlişkin Birleşmiş Milletler Yönlendirici İlkeleri (Riyad İlkeleri)’in de “…Çocuk suçluluğunu önlemede yerel topluluk hizmet ve programlarının özellikle klasik tipte hiçbir hizmetin bulunmadığı yerlerde işlerlik kazanması ve toplumsal denetimin klasik çarelerine en son çare olarak başvurulması uygun olur…” denilmekte, genel önlemler başlığıyla ifade edilen kısımda “…Çocuk suçluluğunun önlenmesinde elbirliği ile yürütülen etkinliklerin düzene konması için, özel sektöre, hedef topluluğun ileri gelenlerine ve çalışma sorumlularından, çocuklara gösterilecek ihtimamdan sorumlu kuruluşlara ve keza yargı kademelerine çağrı yapmak suretiyle merkezî iktidar, ara yönetimler (eyalet, federe devlet, bölge ve il yönetimleri), yerel yönetimler arasında karşılıklı disipline dayalı sınırlı bir işbirliği…” yapılmasına vurgu yapılmaktadır. Ayrıca yine yerel toplum başlığıyla ifade edilen kısımda “…Yerel toplumun “sosyal tehlike” durumundaki çocuklar için toplumsal gelişme, eğlenme ve dinlenme donanımı ve özel sorunlar için verilmeye hazır hizmetler merkezleri gibi gençlere toplumsal destek sağlayacak çok çeşitli araçları ortaya koyması, varsa bunları takviye etmesi gerekir. Bunu yaparken bireyin haklarını gözden uzak tutmamalıdır… Yerel gençlik kuruluşları yapılandırılmalı, varsa bunlar güçlendirilmeli ve bunlara toplumsal sorunların izlenmesi ve yönlendirilmesi işlevinde tam bir katılımcı statüsü kazandırılmalıdır. Bu örgütlenmeler toplu hayır etkinlikleri, özellikle yardım gereksinimi olan gençler yararına projeler üretme girişimine özendirilmelidir…” denilerek sosyal tehlike durumunda olan çocuklar için uygun toplumsal desteğin sağlanması yönünde yapılması gerekenler ifade edilmiştir. Bununla birlikte Araştırma, Politika Geliştirme ve İşbirliği başlığı altında “…Çocuk suçluluğunun önlenmesi konusunda yasal mevzuatın uygulanıp yaşama geçirilmesi, suçlu çocukların kaldığı infaz kurumlarının çocukların yeniden topluma kazandırılması doğrultusunda iyi organize edilmesi, tahliyesinden sonra çocuğa iş olanaklarının sağlanması, çocuk suçluluğunun yoğun olduğu bölgelerde, o bölgenin yerel yönetimleri ve halkı tarafından oluşturulacak ve çocuk suçluluğu ile mücadele edecek örgütlerin kurulması ile belirli ölçüde çözümlenebilecektir. Çocuk suçluluğunu önlemek amacıyla girişilecek faaliyetin çocukla doğrudan doğruya ilişkide bulunan çevreden başlaması gerekir…” denilmek suretiyle suça sürüklenen çocuklara ilişkin olarak yerel yönetimlere çocuğun yeniden topluma kazandırılması yönünde çocuk suçluluğu ile mücadele edecek örgütlerin kurulması ve çocuğa en yakın birimlerce önleyici tedbirlerin alınması gerektiği önerilmiştir (Riyad İlkeleri, 1990).
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 29 Kasım 1985’te kabul edilen Pekin- Beijing Kuralları (Birleşmiş Milletler Çocuk Ceza Adalet Sisteminin Uygulanması Hakkındaki Asgari Standart Kurallar) ile suçlu çocuğun yakalanmasından itibaren ilk inceleme ve sorgulama, yargılama ve hüküm ile kurum dışı infaz yolları hakkında asgari standart kuralları belirlemiştir. Çocuk suçlulara ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasi ve diğer görüşler, millî ve sosyal köken, varlık, doğum yeri vs. hiçbir ayrım gözetmeksizin uygulanacak olan kuralların temel ilkeler ortaya konulmuştur.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 14 Aralık 1990 tarihinde kabul edilen Havana Kuralları (Özgürlüğünden Yoksun Bırakılmış Çocukların Korunmasına İlişkin Birleşmiş Milletler Kuralları) ile gözaltında veya tutuklu bulunan çocuklarla ilgili olarak taraf devletlerin uyacağı kurallar belirlenmiş, tutuklu çocukların, hükümlü çocuklardan ayrı yerlerde tutulması istenmiştir. Havana Kuralları özgürlüklerinden yoksun bırakılacak olan çocukların tutulacakları yere giriş, sınıflandırma ve yerleştirme, fiziksel çevre ve kalma yerleri, eğitim, mesleki öğrenim ve çalışma, eğlenme, din, sağlık bakımı, hastalığın, kazanın ve ölümün bildirilmesi, dış dünya ile ilişkiler, fiziksel kısıtlamanın ve zor kullanmanın sınırları, disiplin usulleri, toplum içine dönüş konularını içermektedir.
Görüldüğü gibi söz konusu uluslar arası düzenlemelerde suça sürüklenen çocuklara ilişkin suçun ortaya çıkmasını önleyici, çocuğun sağlıklı bir ruhsal ve fiziki gelişimini sağlayıcı, özel bir yargılama ön gören yapı genel hatları ile ortaya konularak bu doğrultuda yerel yönetim kuruluşlarının önemine vurgu yapılmaktadır.
1.2. Çocuk Suçluluğuna İlişkin Ulusal Düzenlemeler
Türkiye’de, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu ile ikincil mevzuatında çocuk kavramını yaşa bağlı olarak belirleyerek uluslararası hukuka uygun bir düzenleme getirmiş böylelikle bu alanda çok önemli bir aşama kaydedilmiş, çocukların korunmasının toplumsal bir sorumluluk olduğu gerçeği realize edilerek, çocuk haklarının korunmasında ileri bir uygulama başlatılmıştır.
ÇKK ile getirilen modern yaklaşım çocuğun bir suçu işlediği yönünde değil, bir suça başkaları tarafından sürüklendiği yönündedir. Bu yaklaşım, çocuğu suç işleyen bir suçlu olarak görmeyip onun suça sürüklendiğini temel ilke olarak ele almakta, bir anlamda fail çocuğu da suç mağduru konumunda kabul etmektedir. Bunun doğal sonucu olarak da suça sürüklenen çocuğun cezalandırılmasını değil korunmasını, suçtan ve onu suça sürükleyen çevreden uzaklaştırılmasını temel amaç edinmiştir.
Türk Hukuk Sisteminde Ceza Kanunu’na bakıldığında; 18 yaşına kadar verilecek olan cezalar şu şekildedir:
ü 12 yaşının sonuna kadar suç işleyen kişinin cezai sorumluluğu bulunmamaktadır. Ancak kişi en az bir yıl hapis cezası gerektiren bir suç işlemişse tedbir uygulanır.
ü Yaşları 12 ile 15 arasında olan çocuklar, kısmi olarak cezai ehliyete sahiptir. Suçlu yaptığı fiilin bilincinde ve sonuçlarını kavrayabilecek durumda ise ceza, belirli oranda indirim uygulanarak verilmektedir. Aksi halde ceza verilmemektedir.
ü Yaşları 15 ile 18 arasındaki çocukların işledikleri suçun bilincinde ve sonuçlarını kavrayabilecek durumda olduğu kabul edildiğinden ceza verilir ancak belirli bir oranda indirim uygulanır.
Çocuklar bakımından uygulanan cezalar açısından yetişkinlere göre en önemli farklılık suç tarihinde 18 yaşından küçük olan bir kişinin işlediği suçtan dolayı verilen netice cezanın bir yılı geçmemesi durumunda çocuk hakkında 5237 sayılı TCK’nın 50/1 maddesinde yer alan seçenek yaptırımların uygulanması zorunluluğudur. Bu seçeneklerden adli para cezası dışındaki bir seçeneğe hükmedildiğinde verilen kararı uygulama görevi denetimli serbestlik birimleri yerine getirecektir.
Hapis cezasına seçenek olarak para cezası dışında seçenekler öngören 5237 sayılı TCK, adli kontrol tedbirlerini öngören 5271 sayılı CMK(Ceza Muhakemesi Kanunu), çocuklar için denetimli serbestlik hükümlerini öngören 5395 sayılı ÇKK’nun ve şartla tahliye sonrası hizmetleri düzenleyen 5275 sayılı kanunun gereklerinin yerine getirilmesi için Denetimli Serbestlik ve Yardım Merkezleri ile suçtan mağdur olan kişilerin korunması amacıyla Koruma Kurulları oluşturulmuştur. Koruma kuruluna belediye başkanı veya görevlendireceği yardımcısı da katılmaktadır.
Koruma kurullarının görevleri şube müdürlüklerinden iletilen suçtan zarar gören kişilerin karşılaştıkları sosyal ve ekonomik sorunların çözümü ile ceza infaz kurumlarından salıverilen hükümlülerin meslek veya sanat edinmelerinde, iş bulmalarında, sanat sahibi olanlar ile tarım işletmeciliği yapmak isteyenlere araç ve kredi sağlanmasında, işyeri açmak isteyenlere yardım edilmesinde ve karşılaştıkları diğer güçlüklerin çözümünde yardımcı olmak, çocuk ve genç hükümlülerin öğrenimlerine devam etmelerini sağlamak, diğer hükümlülere bu konuda yardımcı olmak olarak belirtilmiştir (Denetimli Serbestlik ve Yardım Merkezleri ile Koruma Kurulları Kanunu, 2005 ).
Yine SHÇEK’in(Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu) de katkılarıyla Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Dış Ticaret ve Gümrük Müsteşarlığının ortak çalışmaları sonucu ile uçucu ve yapıştırıcı maddelerin ithalatında içerik miktarlarının denetimi konusunda İthalat Tebliği yayımlanmıştır (10 Ocak 1999 gün ve 23579 sayılı Resmi Gazete). 11.02.2000 tarih ve B.05.1.EGM.0.11.01.09/00036 sayılı genelge ile kamu esenliğinin sağlanması ve uçucu maddelerin etkisi ile çocukların suç işlemesinin önüne geçilmesi için 5442 sayılı İl İdaresi Kanununun 11/C maddesine göre uçucu maddelerin 0-18 yaş arasındaki çocuklara satışının yasaklanması için karar alınması, ilan edilecek karara uymayanlar hakkında adli soruşturma yapılması istenmiş ve uygulamaya başlanmıştır.
Çocuk koruma sisteminde belediyelerin rolü, risk altındaki çocukların tespiti ve bu riskin bertaraf edilmesi için danışmanlık, koruma, bakım ve barınma hizmetlerini tüm nüfusa dengeli dağılacak biçimde organize etmektir. Bu bakımdan yerel yönetimler çocuk koruma sisteminin asli unsurlarıdır (T.C. İzmir Valiliği Koordinasyon El Kitabı, 2008: 50). Yapılan son düzenlemeler ile de yerel yönetimler eğer çocuk bir şekilde suç işlemiş ise onun “suçluluğu yaşam biçimi haline getirmesini” önlemede etkin bir rol almak durumunda kalmışlardır.
2. ÇOCUKLARIN İŞLEDİKLERİ SUÇLAR VE YEREL YÖNETİMLER
Çocuk suçluluğunun nedenleri üzerinde araştırma yapan araştırmalar, çocukların suç işlemesine neden olan pek çok unsurun olabileceğini göstermektedir. Bu unsurlar aile, okul, toplum ve kişinin bireysel özellikleri olarak sınıflandırılabilir (Kepenekçi ve Özcan, 2002). Genellemek istendiğinde ise çocuk suçluluğunun nedenlerini bireysel ve çevresel nedenler olarak ikiye ayırmak mümkündür (Temel ve Aksoy, 2005: 78). Ancak bu unsurların tek başına suç işlemede etkili olabileceğini söylemek mümkün olmadığından başta çevresel şartlar olmak üzere, ekonomik veya kültürel etkenlerin zorlamasıyla da çocuk suça itilebilmektedir. Bu durumda Türkiye açısından bölgesel farklılıkların, sosyo-ekonomik veya kültürel nedenlerin, göç ve terör gibi olguların etkisi görülebilmektedir.
Türkiye’de çocuğu suça sürükleyen nedenler;
ü Eğitim seviyesinin düşük olması,
ü Tüketim toplumunun körüklediği tüketim alışkanlıkları ve davranışlarının artması,
ü Kırsal kesimdeki değerler sisteminin kentlerde aileler üzerinde ortaya çıkardığı travmalar,
ü Ailelerin gelir ve ekonomik düzeylerinin düşük olması,
ü İşsizlik,
ü Yoğun göç hareketleri,
ü Nüfus sayısının fazla olması,
ü Rehabilite merkezlerinin yeterli sayıda olmayışı,
ü Meslek edindirme ve topluma kazandırmaya yönelik merkezlerin olmayışı,
ü Çocuklarda “suç işlesem de ceza almam nasıl olsa” düşüncesi,
ü Suç örgütlerinin; Türk Ceza Kanunu'nda(TCK) çocuklara tanınan ceza indirimlerini kullanması ve
ü Medyanın olumsuz model teşkil edebilecek yayınlar yapması
gibi faktörlerden ortaya çıkmakta bu durumlar ise suçlarda artışa neden olmaktadır.
Bu bölümde genel olarak suça sürüklenen çocukların da içinde bulunduğu 18 yaş altı tüm çocukların işlediği iddia edilen suçların istatistikî verilere dayanarak değerlendirmesi yapılarak;
ü Çocukları suça iten nedenlerin neler olduğu,
ü Hangi suçları işledikleri,
ü Suç işleyen çocukların eğitim/yaş ve cinsiyetine göre dağılımları,
ü Tüm suçlar içindeki payları
gibi sonuçlara ulaşılmak istenmiştir.
2.1. Çocukların Şahsa ve Mala Karşı İşledikleri Suçlar
Polis ve adliye kayıtlarında geçen suç türleri, şüphelilerin cinsiyet durumları, yakalanan çocuklar ve hükümlülerin eğitim durumlarına göre incelenmiştir. Öncelikle Türkiye genelinde polis sorumluluk sahasında suç işlediği iddiasıyla Cumhuriyet Savcılığına sevk edilen şüpheli çocukların tüm suç işleyenlere oranı Tablo 1’de gösterilmiştir. Tablodan çocuk şüpheli sayısının 2007 yılı dışında kendi içerisinde bir artış gösterdiği görülmektedir. Burada iki husus akla gelebilir: Birincisi çocuk polisinin başarılı bir çalışma sürdürememesi, ikincisi çocuk polisinin her geçen yıl daha iyi örgütlenerek daha çok olaya müdahale etmesi. Tablo 1 incelendiğinde ikinci görüşün doğru olduğu söylenebilir. Zira çocuk şüpheli sayısının tüm şüphelilere oranı 2003 yılında % 14,4, 2004 yılında 13,9, 2005 yılında 10,9, 2006 yılında 8,1 ve 2007 yılında % 7,1’dir. Bu verilerden çocukların işlediği iddia edilen suç oranının 2003 yılından 2007 yılına kadar sürekli bir azalma seyri izlediği görülmektedir. Bu durum Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından uygulanan "Güven Timleri" ve "Yıldırım Ekipler" gibi organizasyonların etkili olduğunu göstermesi bakımından önemli bir gelişme olarak değerlendirilmektedir. Nitekim Tablo 2’de suç türüne göre çocuk ceza infaz kurumuna ve eğitim evine giren hükümlü çocuklara ait istatistiklerde 2002 yılında 457 olan çocuk sayısı 2007 sonunda düşüş eğilimi ile birlikte 236’a kadar gerilemiştir.
Tablo 1: Çocuk Suçluların Tüm Suçlular İçindeki Yeri
Yıllar Çocuk Şüpheli Sayısı Tüm Şüpheli Sayısı Oranı%
2003 46.345 321.805 14,4
2004 49.482 353.578 13,9
2005 53.433 487.761 10,9
2006 62.968 785.509 8,1
2007 53.039 751.295 7,1
Genel Toplam 265.177 2.699.948 9,8
5 Yıllık Ortalama 53.035 539.989 10,9
Kaynak: Emniyet Genel Müdürlüğü
TÜİK verilerine göre 2007 yılı sonunda 70.586.256 nüfusun 23.551.003’ü 18 yaşından küçüktür. Bu durumda Tablo 2’e göre 2007 yılında tüm nüfus içerisindeki şüpheli oranı yüzde 3,8 iken 18 yaş altı nüfusta yüzde 1,1’lere gerilemektedir. Bu sonuçlar Emniyet Genel Müdürlüğü Çocuk Şube Müdürlüğü/Büro Amirliği Kuruluş, Görev ve Çalışma Yönetmeliğinin yürürlüğe girdiği 13 Nisan 2001 tarihinden itibaren çocuk polisi uygulamasının başarılı sonuçlar verdiğinin göstergesi olarak yorumlanabilir.
Tablo 2: Suç Türüne Göre Çocuk Ceza İnfaz Kurumuna Ve Eğitim Evine Giren Hükümlü Çocuklar
SUÇ/YIL 2002 2003 2004 2005 2006 2007
Öldürme 57 62 45 28 17 21
% 12,5 18,8 13,5 13,9 21,8 8,9
Hırsızlık 136 83 51 29 12 47
% 29,8 25,2 15,3 14,4 15,4 19,9
Irza Geçmek 54 27 30 20 7 30
% 11,8 8,2 9,0 9,9 9,0 12,7
Fiili Livata 34 22 27 14 3 5
% 7,4 6,7 8,1 6,9 3,8 2,1
Yaralama 6 5 7 5 3 14
% 1,3 1,5 2,1 2,5 3,8 5,9
Yağma/Gasp 139 103 134 94 28 100
% 30,4 31,3 40,1 46,5 35,9 42,4
Diğer 31 27 40 12 8 19
% 6,8 8,2 12,0 5,9 10,3 8,1
Toplam 457 329 334 202 78 236
2.1.1.Çocukların Şahsa Karşı İşlediği Suçlar
26 Eylül 2004 tarihinde kabul edilen 5237 sayılı yeni Türk Ceza Kanunundan önce şahsa karşı işlenen suçlar polis kayıtlarında öldürme, yaralama, genel adap ve aile nizam ile şahıs hürriyeti aleyhine ve devlet idaresi aleyhine işlenen suçlar şeklinde sınıflandırılmış ve bu format 2006 yılı sonuna kadar devam etmiştir. DEVAMI VAR