“Dersim”iz Tunceli

28/11/2009

Tunceli bölgesi 1514'te Çaldıran Savaşı'ndan sonra Osmanlı hakimiyetine girmiş, Osmanlı yönetimi de Kanuni döneminde bölgeyi Çemişgezek, Mazgird, Pertek ve Sağman sancaklarına ayırıp valilikleri Pir Hüseyin Bey'in oğullarına vermiştir.

 

Ancak Osmanlı'nın zayıflamasına paralel olarak da bölgedeki aşiret reisleri ve ağalar güçlerini artırmışlardır. Tunceli bölgesi Tanzimat'a kadar merkezi otoriteden uzak bir şekilde yönetildiği de herkese malum.

 

Dersim, yani Tunceli bölgesidir. Tunceli'nin 19. yüzyılın ikinci yarısındaki tarihini anlatan ve önemli bir çalışma olan İbrahim Yılmazçelik'in "XIX. Yüzyılın İkinci Yarısında Dersim Sancağı, Elazığ 1999" isimli kitabından bu konuyla ilgili teferruatlı bilgi öğrenilebilir.

 

Ancak Harput Valisinin 1851 tarihli arzında geçen ve kitapta yer alan şu cümleler: "Üç-dört yüz seneden beri içlerine hükümet girmemiş ve kendileri dahi dağ ve ormanlarda gezmektedir… Bölgedeki asayişsizliğin başlıca sebebi fakirliktir. Suçluların cezasız kalması, halkta eşkıyalığın sıradan bir olay olduğu fikrini doğurmuştur. Dolayısıyla kanunların tatbik edilmesine engel yerleri ortadan kaldırmak gerekmektedir. İkinci aşamada ise cehaletin önlenmesi, batıl inançların düzeltilmesi, okullar açılması ayrıca Nakşibendî tekkelerin açılması lazımdır. Ayrıca yollar yapılarak şekavede yol açan sebepleri ortadan kaldırmak gerekir..." ifadeleri Tunceli ve civarının Osmanlı yönetimi tarafından uzun süre ihmal edildiğini göstergesi olarak yorumlanabilir.

 

Bununla birlikte bölgedeki ağa ve aşiret reislerinin nüfuzlarının azalacağı endişesiyle 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında Ruslar'la işbirliğine girip, kışlaları yaktıkları da bilinmektedir.

 

Herkese malum Ankara hükümetinin 1937 Dersim’e çok sert bir müdahalede bulunmuştur ve neticesinde 12 bine yakın kişi ölmüştür.

 

Peki 1937’de tamamen hükümetin resmi gazeteleri haline getirilmiş basın, Dersim olaylarını nasıl duyurmuştu halka? Basındaki tüm haberler, bir fitne yuvasının dağıtıldığı ve temizlendiği şeklindedir. Basın, Dersim olaylarını ağızbirliği halinde övmüştür. Dersim’de yaşananlar, CHP’nin dolayısıyla hükümetin başı İsmet İnönü’nün emri ile yapılmıştı.

 

Şu günlerde; "Açılım", "demokratikleşme", derken Türkiye halkı yakın tarihiyle yüzleşmeye ve garip bir hesaplaşmaya kalkıştı. Ama tartışmayı normal çizgide yapmamak ve mutlaka ifrata yahut tefrite kaçmak bu topraklarda çok eskiden buyana âdet olduğu için daha dikkatli olmak gerektiğini düşünmekteyim(CHP Genel Başkan Yardımcısı Atlan Öymen’in Kürt meselesinin çözümü için 1937’deki Dersim operasyonunu örnek göstermesi gibi).

 

Türkiye gibi geçmişi savaşlardan isyanlara kadar binbir çeşit acı hatıra ile dolu bir memlekette ileriye bakıp yeni aydınlık sayfalar açmak yerine eskinin üzüntülerinin ve tatsızlıklarının tartışılmasının hiç kimseye bir faydası olmayacağı yine tecrübeyle görülecektir.

          hakan aydın

Tel-e Kulak!

21/11/2009

Türkiye maalesef son dönemde yasadışı yollarla edinildiği iddia edilen telefon dinleme kayıtları ile çalkalanıyor.

Geçmişte de birçok ülkede olduğu gibi Türkiye de zaman zaman dinleme skandallarına sahne oldu. Gizli kaydedilmiş bir ortam kaydı veya ikili görüşme bir bakıyorsunuz internete düşerek çeşitli çevrelerin amaçlarına hizmet eden psikolojik bir harekâtın malzemesi olmuş. Bu bazen bir Başbakan bazen de bir Bakan olabiliyor.

Bilindiği gibi Türkiye'deki bütün dinlemeler artık TİB (Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı) onayı ile gerçekleşiyor. Bunun içinde öncelikle mahkeme kararı gerekiyor. Örneğin bir savcı dinleme talebinde bulundu ve hâkimler izin verdi. TİB hukukçuları kararı, “uygun gerekçesi var mı?” diye inceliyor. Şayet sorun varsa da, üst mahkemeye itiraz ediyor.

Evet, bizler “derin medya”mız tele-kulak tartışmasına kilitlenmişken 30 Kasım'da, Avrupa Birliği ile ABD arasında bir “güvenlik anlaşması” imzalanacak.

Şunu öncelikle belirtelim: Güvenlik teknolojilerine vakıf her çevrenin istediği telefonu rahatlıkla dinleyebileceğini ve dinlediğini, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından bir kısmının "dinleme" mağduru olduğunu, yasadışı dinlemeye verilen cezanın caydırıcılıktan çok uzak olduğunu, cezaların artırılmasının da yeterli etkiyi göstermeyeceğini, sıkı denetim gerektiğini, dinleme yapılan adresin tespitinin bu günkü teknolojiyle pekala mümkün olduğunu, dinleyeni cezalandırmak yerine dinlemenin önlenmesi üzerine çaba harcamak gerektiğini, dünyayı saran güvenlik paranoyasının maalesef dinlemeyi daha çok teşvik ettiğini not edelim.

Gelelim meşhur anlaşmaya, Anlaşma ile ABD otoriteleri, 27 AB ülkesinin vatandaşlarına ait banka hesaplarına girebilecek. Para transferlerini izleyecek. Her bir AB vatandaşının her hangi bir bankadaki hesapları, günlük harcamaları, para transferleri en küçük detayına kadar ABD istihbaratının elinde olacak. Sadece para transferleri değil, kişisel bilgiler de bu anlaşmaya göre CIA tarafından izlenebilecek.

11 Eylül’den sonra edindiğimiz tecrübelerden ABD istihbaratının bu bilgileri nasıl kullanacağını sorgulamaya bile gerek yok sanırım. Terörle mücadele adı altında her türlü insan hakları ihlallerine aynen devam…

Önemli bir gelişme daha, ABD Federal Soruşturma Bürosu (FBI) Başkanı Robert Müeller 30 Kasım’dan önce Ankara’ya sebebi resmi kanallardan ifade edilmeyen bir ziyarette bulundu.

Ancak konuya ilişkin olarak 19.11.2009 tarihli Radikal gazetesi Müller'in taleplerine gazetede yer verdi. FBI Başkanı Türkiye'den, istihbarat paylaşımı adı altında tıpkı AB'den istedikleri biyometrik veri adı verilen kişisel bilgileri istiyordu. Yani kara, hava, deniz, demiryolu gibi bütün ulaşım araçlarını kullananların parmak izi, ses, yüz, retina/iris gibi en özel bilgilerinin toplanıp kendilerine verilmesini talep ediyordu.

FBI’nın Başkanı’nın anlaşmanın imzalanacağı 30 Kasım'dan önce Türkiye’ye gelmesi ve bu talepleri iletmesinin zamanlaması önemli. Ancak şunu da belirtelim; haberde, Ankara'nın talebi reddettiği ifade ediliyor.

Türkiye'de dinlemeyi tartışırken dünyada hakim olan güvenlik paranoyasına dikkate almak gerekmektedir. Bu paranoya bu kadar güçlüyken temel insan hakları nasıl korunur biraz düşünmek gerekiyor sanırım.

hakan aydın

“BABAMIN SADECE BİR CANI VARMIŞ!”

14/11/2009

Erzurum'da, kaybolduktan 6 gün sonra cesedi bulunan Musa Kang'ın ölümünün ardından bazı bilgisayar oyunları gündeme geldi. Konunun kulak ardı edilmemesi gerektiğini “Sanal Alem” başlıklı yazımızda geçen haftalarda belirtmiştik. Dikkatli okuyucularımızın gözünden kaçmadığına eminim.

Uzmanlar bu tür oyunların sadece çocuklar tarafından değil, gençler ve yetişkinler arasında da çok yaygın olduğunu, ev ortamı ve internet kafelerde oynanan oyunların özellikle ilköğretim çağındaki çocukların psikolojilerini, sağlıklarını ve sosyal yaşamlarını olumsuz etkilediğini belirtiyorlar.

Nitekim birçoğumuz, çocuklarımızın meramını iyi ifade edemediğinden, açık ve net iletişim kuramadığından yakınır. Çocuklarımıza bir soru sorduğumuzda, onlardan ya kısa bir cevap alır veya çok bildik bir cevap duyarız. Bunun ortaya çıkışında, bilgisayar karşısında geçirilen zamanın önemli bir tesiri vardır.

Şu bir gerçek ki, bilgisayar oyunlarındaki şiddetin her yeni oyunda biraz daha arttığını görüyoruz. Oyun endüstrisi, çocukları ekran başına çekebilmek için her türlü yolu mübah görmektedir. Ancak şiddet görüntülerine uzun süre mâruz kalan çocuklarda, endişe ve korku, şiddete temayül, âni parlama ve şiddeti sıradan görme gibi durumlar söz konusu olmaktadır.

Çok çarpıcı bir tespit daha: Hedef kitlesi çocuklar olan oyun sektörü, Türkiye'de 2 milyondan fazla kullanıcısı olan dev bir sektördür. Bu sektörün dünyada 55 milyar doların üzerinde cirosu bulunuyor ve istatistiklere göre sektör önümüzdeki yıl itibariyle de 200 milyar doları aşacak bir hacme sahip olacak.

Bu arada, şunu da belirtelim: Şiddet içeren bilgisayar oyunları bazı ülkelerde yasaklandı.

Singapur’da “Mortal Kombat”, Güney Kore’de “Ghost Recon 2”, Yeni Zelanda’da “Postal 2”, Almanya’da “Fry Cry”, Japonya’da ise “Grand Theft Auto” adlı oyunlar yasaklılar listesinin başında yer alıyor.

ABD’de ve bazı Avrupa ülkelerinde de oyunların hangi yaş grubuna hitap ettiğini tespit etmek üzere kurulan organizasyonlar var. Organizasyonların amacı ise çocukları şiddetten korumak, bu tür yayınlara sadece yetişkinlerin için ulaşmasını sağlamak.

Yalova Valiliği bir süre önce aldığı kararla, 18 yaşından küçükleri suça özendirici mahiyette bulduğu gerekçesiyle, “Halo”, “Line Of Sight Vietnam”, “Pariah”, “Serious Sam” ve “Return To Castle Wolfenstein” adlı oyunların il genelindeki internet kafelerde oynanmasını yasaklamıştı.

Bildiğim kadarıyla da Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü tarafından bilgisayar oyunlarının, denetlenmesi, sınıflandırılması, çocuklar ve aileleri açısından güvenli hale getirilmesi amacıyla kurum uzmanlarının görüş ve önerilerine yer veren bir rapor hazırlanarak İnternet Üst Kurulu’na sunulmuştur. Ancak devletin “çocukları koruma” görevi dışında özellikle ailelerin bu konuda daha hassas davranmaları gerektiği de ortada. İnternet cafelerin denetimi ile ilgili olarak başta kaymakamlıklar olmak üzere  ilgili birimlerin de hassasiyet göstereceğini de biliyorum.

Aileler Ne Yapmalı?

Bir çocuğa “bilgisayar oyunu oynama” demek hiçbir zaman gerçekçi olmaz. İnsanlarda yasaklanan şeylere karşı merak ve öğrenme içgüdüsü uyanır. Bu nedenle yasaklamak çözüm değildir. Yasaklamak yerine çocuğa bilgisayarı doğru kullanmayı öğretmek ve onu farklı alanlarla tanıştırmak gerekir. Ayrıca çocuğunuz bilgisayar başındayken onu ve bilgisayar ekranını görebilecek şekilde(yada oda kapısı açık halde) oynamasına, sınırlı saat ile izin vermeli, bilgisayarla ilgili koydukları kurallara çocuklarının ne kadar uyduğunu takip etmelidirler.

Çocuğun doğru-yanlış, iyi-kötü kavramlarını doğru kurgulaması büyük ölçüde ailenin göstereceği dikkat ve özene bağlıdır. Anne baba çocuğu eğitemiyor, doğru yönlendiremiyorsa, sorunu bilgisayar oyunlarında değil kendilerinde aramalıdırlar.

Çocukların test-tost-net nesli olmaktan kurtarılması da başta anne olmak üzere ailelerinde elinde. Anne-babalara düşen hayatî sorumluluk, çocuklarının görme, işitme, hissetme ve muhakeme etme gibi melekelerinin doğru istikamette değerlendirilmesine dikkat etmek ve buna imkân hazırlamaktır.

Küçüklüğünde Bruce Lee’nin karate filmlerini izleyip de film bittikten sonra sağa sola tekme atmayan kimse yoktur. Dolayısıyla bu oyunlardan etkilenmemek mümkün değil. Öyle ki babası kazada vefat eden bir çocuk oynadığı oyunların etkisiyle: “Tüh ya babamın sadece bir canı varmış” diyebilmekte!! hakan aydın

Yerel Yönetimlerin Çocuk Suçluluğunu Önlemedeki Rolü-4-

9/11/2009

Yazının devamı:

2.3. Eğitimin Önemi

Türkiye’ de eğitim göstergelerinde her geçen gün iyileşme olduğu bilinmektedir. TÜİK verilerine göre, 1990 yılında %78,4 olarak tespit edilen yetişkin okur-yazarlık oranı, 2006 yılında %88,1’ e yükselmiştir. Türkiye’de yine net okullaşma oranları artmakla birlikte, 2006 yılında okul çağındaki nüfusun % 90’ı ilköğretime devam edebilmiştir. Yine 2006 yılında ortaöğretimde gerçekleşen net okullaşma oranı ise %56,6 olarak tespit edilmiştir. Bu durum halen Türkiye’de eğitilebilir nüfusun belli bir bölümünün eğitim hakkından yararlanamadığını göstermektedir (SHÇEK Genel Müdürlüğü 2010–2014 Stratejik Plan, 2009: 28).

TÜİK tarafından 2006 yılı Ekim, Kasım ve Aralık aylarında “Hane Halkı İşgücü Anketi” ile birlikte Çocuk İşgücü Araştırması gerçekleştirilmiştir. Araştırmada 6-17 yaş grubundaki 28.978 çocuk ile görüşülmüştür. Buna göre; 6-17 yaş grubundaki çocuklar, nüfusun % 22,3’ünü oluşturmaktadır. Araştırmanın yapıldığı tarihte Türkiye’de 6-17 yaş grubundaki çocuk nüfusu 16 milyon 264 bindir. Bu yaş grubundaki çocukların % 60,9’u kentlerde, % 39,1’i ise köylerde yaşamaktadır. Bu çocukların % 84,7’si bir okula devam ederken, % 15,3’ü okula devam etmemektedir. Okula devam etmeyen çocukların % 58,8’ini kız çocukları oluşturmaktadır. Okula devam etmeyen çocukların % 26,3’ü çalışmaktadır. 6-17 yaş grubunda bulunan 16 milyon 264 bin çocuktan % 5,9’u ekonomik işlerde çalışırken, % 43,1’i ev işlerinde çalışmakta, % 51’i ise hiçbir işte çalışmamaktadır. Çalışan çocukların % 31,5’i bir okula devam ederken, % 68,5’i öğrenimine devam etmemektedir. İstihdam edilen çocukların % 47,7’si kentsel, % 52,4’ü kırsal yerlerde yaşamaktadır. İstihdam edilen çocukların % 66’sını erkek, % 34’ünü kız çocukları oluşturmaktadır (SHÇEK Genel Müdürlüğü 2010-2014 Stratejik Plan, 2009: 28).

31 Aralık 2008 tarihi itibarıyla Türkiye nüfusu 71.517.100 kişidir. Nüfusun yarısı 28,5 yaşından küçüktür (http://www.tuik.gov.tr). 2006 yılı verilerine göre Türkiye genelinde 6-17 yaş grubundaki çocuk sayısı 16 milyon 264 bindir. Bu çocukların % 84,7’si bir okula devam etmektedir. 6-17 yaş grubunda bulunan 16 milyon 264 bin çocuktan % 5,9’u ekonomik bir işte çalışmaktadır (958 bin kişi). Çalışan bu çocukların yarıdan çoğu (% 68,5) öğrenimine devam edememektedir (http://www.tuik.gov.tr).

Zorunlu temel eğitimi alamayan, alsalar bile iyi ve kaliteli bir eğitime sahip olamayan, okul sonrası saatlerini iyi bir şekilde değerlendiremeyen çocukların suça sürüklenme bakımından risk grubuna girdiği bilinmektedir. Tablo 8’de ceza infaz kurumlarında bulanan çocuklara ilişkin istatistiklerde hükümlü/hükümözlü çocukların eğitim durumlarına bakıldığında birçoğunun okuma-yazma bilmeyen, okur-yazar olup bir okul bitirmeyen ya da ilköğretim mezunu oldukları görülmektedir.

Bu çocukların okul sonrası vakitlerini geçirebilecekleri etüt merkezleri, sosyal ve kültürel faaliyet ve spor ve oyun olanları, beceri ve hobi kursları gibi sosyalleşeceği ortamlar oluşturulması hususunda ise başta belediyeler olmak üzere yerel yönetim kuruluşlarına önemli görevler düşmektedir. Çünkü sosyal veya ekonomik nedenlerle yoksunluk içerisinde olan ailelerin yeterli imkanı bulunmamaktadır.

2.4. Terör ve İç Göç

Türkiye’nin yaşadığı ekonomik değişim ve terör sorunu yoğun iç göç hareketlerini de beraberinde getirmiştir. Daha iyi bir yaşam kurmak umuduyla büyük kentlere göç eden aileler büyük bir travma ile karşılaşmıştır. Bu ailelerin çocukları geldikleri kırsal kesimin çoğu dine ve geleneğe dayalı değerler sistemini terk etmekle birlikte geldikleri kentin içerdiği kentsel değerler sistemini ya tanımamakta ya da benimsememektedirler.

Yaşadığımız ekonomik değişim ve terör sorunu yoğun iç göç hareketleri neticesinde kentlere göç eden aileler bir hayat kurma çabası içine girdiklerinden bu süreçte çocuklarını ihmal edilmesi, kırsalda denetimleri altında olan çocuklarını komşu, akraba, arkadaş, v.b. mekanizmalarla toplumsal denetim altında tutacak sosyal yapıyı bulamaması, yine özel bir ilgi isteyen çocuklarının karşılaştığı sorunlara karşı nasıl davranılması gerektiği konularında yeterli bilgi sahibi olamamaları ve zaman zaman ebeveynlerin kasıtlı olarak çocuklarını suçta kullanmaları gibi hususlar başlı başına bir sorun teşkil etmektedir.

Bu nedenle özellikle dezavantajlı kesimlerin yoğun olarak yaşadığı kesimlerde çocukların içinde yetiştiği aile kurumunun desteklenmesi ve geliştirilmesi amacıyla bu tür sosyal hizmet kurumlarına ve sosyal projelere ihtiyaç duyulmaktadır. Genelde sosyal hizmetler özel olarak çocuk suçluluğu ve sokak çocukları gibi alanlarda yerel yönetimler yurt içi ve yurt dışı kamu ve özel kesim kuruluşları, sivil toplum örgütleriyle birlikte ortak proje ve hizmetler yürütebilme olanağına sahip olduklarından bu potansiyellerini kullanmak zorundadırlar.

Türkiye’deki yoğun iç göç, işsizlik ve yoksulluk sorunun asıl kaynağıdır. Suç işleyen çocuklara daha yüksek cezalar vermek veya bunları cezaevlerine göndermek sorunun çözümü değil sonucudur. Dolayısıyla çocuğu suça sürükleyen nedenleri ortadan kaldırılmadıkça da sorun çözülmeyecek, derinleşecektir. Çünkü zorunlu eğitimi alamayan, yeterince beslenemeyen, korunamayan ve uygun ortamlarda barınamayan, iş ve meslek sahibi olamayan bir çocuğun suça sürüklenme ihtimali günümüzde her zamankinden daha yüksektir.

Nitekim bugün göç, çarpık kentleşme, gecekondulaşma gibi suçun oluşması için ortam hazırlayan nedenlerin büyük bir bölümü doğrudan yerel yönetimlerin müdahale alanı içine girmekte, yerel yönetimler çocuk suçluluğunun artışında ve önlenmesinde birebir sorumlu olmaktadırlar. 

2.5. Sosyal Devletin Doğal Sonucu: Sosyal Belediyecilik

Son zamanlarda önemi daha da artan  “sosyal belediyecilik”  kavramı toplumsal alanda yaşanan sorunların artmasına bağlı olarak ortaya çıkmıştır. “Sosyal belediyecilik”; yerel yönetime sosyal alanlarda planlama ve düzenleme işlevi yükleyen, bu çerçevede kamu harcamalarını konut, sağlık, eğitim ve çevrenin korunması alanlarını kapsayacak şekilde sosyal amaca kanalize eden; muhtaçlara yardım yapılması ve sosyal dayanışmanın tesis edilmesi ile sosyo-kültürel faaliyetlerin gerçekleştirilebilmesi için gerekli olan altyapı yatırımlarını üstlenen; bireyler ve toplumsal kesimler arasında zayıflayan sosyal güvenlik ve adalet mefhumunu güçlendirmeye yönelik olarak mahallî idarelere sosyal kontrol işlevleri yükleyen bir modeldir (Akdoğan, 2002: 14). Tanımdan da anlaşılacağı üzere sosyal belediyecilik sadece alt yapı hizmetleri yüklemenin ötesinde, yerel yönetimleri sosyal sorunların çözümünde de birebir sorumlu tutmaktadır.

Suç işlemeyi normal bir davranış olarak gören çocuk için yenisini işlemek sıradan bir eylemdir. Suç, çocuk için sıradan ve müeyyidesi olmayan bir davranış gibi algılanmadan önce önleyici tedbirlere başvurulması gerekmektedir. Bu noktada yerel yönetimlerin sosyal destek projeleri geliştirmeleri, böylelikle çocuğun içinde bulunduğu koşullar nedeniyle suç işlemesini önleyerek topluma kazandırılmasında öncü rolü üstlenmeleri gerekmektedir. Çünkü esas olan çocuğun ailesinin yanında ve ailesi ile birlikte sağlıklı bir çevrede, sosyal bir ortamda, ekonomik bakımdan desteklenerek rehabilite edilmesidir. Bu noktada da çocuğa ve aileye en yakın birimler yerel yönetimlerdir. Amaç, çocuk suçluluk oranını düşürmek, onların sosyal yaşam içerisinde iş ve meslek sahibi olmasını sağlamak, ülke ve toplumuna yararlı, sağlıklı bir birey haline gelmelerini gerçekleştirmek olduğundan yerel yönetimlerin bu alandaki sorumluluğu giderek artmaktadır.

Bu sebeple başta Büyükşehir belediyeleri olmak üzere günümüzde birçok yerel yönetim birimi bünyesinde çocuklara, gençlere, ailelere, kadınlara, yaşlılara, engellilere yönelik hizmet merkezlerinde geliştirilmiş, gerek AB Hibeleri kapsamında finanse edilen gerekse ülke ölçeğinde hazırlanan önleyici/geliştirici sosyal projeleri hayata geçirmektedir. Ayrıca yerel yönetim birimlerinde ortak bir çatıda toplanan çocuk eğitim ve eğlence merkezleri, aile danışma merkezleri, gençlik merkezleri, mesleki rehabilitasyon merkezleri, iş edindirme merkezleri, sosyal konut projeleri v.b. sanatsal, sportif, kültürel etkinliklere yönelik birimleri imkânları ölçüsünde oluşturmaktadırlar.

5395 Sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nda tedbir kararı gerektiren “özel korunmaya ihtiyacı olan çocuk” ve  “suça sürüklenen çocuk “ olarak iki ayrı tanım mevcuttur. Kanun çerçevesinde gerek özel korunmaya ihtiyacı olan çocuklar ile suça sürüklenen çocuklardan ceza evine girmeyenler hakkında bakım ve danışmanlık tedbirinin uygulanmasında yerel yönetimlere sorumluluk verilmesi hususu düzenlenmiştir. Dolayısıyla yerel yönetimler tarafından yerine getirilecek sorumluluklar suçun ortaya çıkmasını neden olan koşulların oluşumunu önleyici çalışmaları kapsadığı gibi, Çocuk Koruma Kanunu’nun 5 inci maddesinin (a) ve (e) bentlerinde yazılı ve suça sürüklenen veya suç mağduru çocuklara yönelik danışmanlık, bakım ve barınma gibi koruyucu ve destekleyici tedbirleri uygulamayı ayrıca 6 ıncı maddesinde belirtildiği şekliyle korunma ihtiyacı olan çocuğu Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumuna bildirim yükümlülüğünü de kapsamaktadır.

            2.6. Yerel Yönetimleri Düzenleyen Kanunlarla Belediyelere Verilen Görevler

Yerel yönetimlere ilişkin temel yasalar, 2004 tarihinden itibaren yeniden düzenlenmiştir. İlk düzenleme 10.07.2004’te 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu ile başlamış; 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu, 22.02.2005 tarihinde kabul edilmiş, 5393 sayı Belediye Kanunu da 03.07.2005 tarihinde değiştirilerek belediyelere ve il özel idarelerine sosyal hizmetlere ilişkin önemli görevler ve yükümlülükler getirilmiştir (Aydın, 2009).

5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu, 5393 sayılı Belediye Kanunu ve 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunları incelendiğinde yerel yönetimlere; gençler ve çocuklara yönelik her türlü sosyal ve kültürel hizmetleri yürütmek, geliştirmek ve bu amaçla sosyal tesisler kurmak, işletmek ve işlettirmek, bu hizmetleri yürütürken üniversiteler, yüksek okullar, meslek liseleri, kamu kuruluşları ve sivil toplum örgütleri ile işbirliği yapmak, gençler ve çocuklara yönelik sosyal ve kültürel hizmetler sunmak; mesleki eğitim ve beceri kursları açmak ayrıca dar gelirli kişilere sosyal hizmet ve yardımlar yapmak, sağlık, eğitim, spor, çevre, trafik ve kültür hizmetleriyle çocuklara, yönelik hizmetlerin yapılmasına yönelik programlar uygulamak, şehrin mimarisini engelli bireylerin yaşamasına uygun şekilde düzenlemek hususunda görevler verilmiştir.(5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 7.,18.,24. maddeleri, 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 13., 14.,15., 38., 60., 69., 75., 76., 77., maddeleri ve 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu’nun 6., 16., 30., 43., 65., maddeleri).

Bu kanunlar, yerel yönetim kuruluşlarına çocukların yaşam şartlarını yakından takip etme, yetersiz bakım ve koruma alında bulunan çocukların davranışsal, duygusal ve sosyal sorunlarının giderilmesi için gerekli tedbirleri alma veya ilgili kurumlara bildirme ve çocuk/gençlik koruma merkezleri gibi çocukların sağlıklı gelişimine katkı sağlamaya yönelik kurumsal yapıları oluşturma sorumluluğunu yüklemektedir.

Günümüzde bu kadar önemli olan ve giderek daha da önemi artan çocuk suçluluğu konusunda yerel yönetimler, sorunları çözmede gerekli yetkinliğe ve etkinliğe sahipler midir? Bu soruya bugün maalesef olumlu bir cevap vermek olanaklı değildir. Çünkü mevcut haliyle yerel yönetimler çocuk suçluluğunu önlemede, riskli çocuklara yönelik veri toplama ve tespit çalışmaları ile ilgili olarak sorunun çözümlenmesi için yeterli katkıyı sağlamaktan uzaktırlar ki bu durum yerel yönetimlerin idari, mali ve yapısal sorunlarından kaynaklanmaktadır. Bununla birlikte özellikle Ankara, İstanbul, İzmir, Adana, Antalya gibi Büyükşehir Belediyeleri’nde dar bir alanı kapsayan ancak model teşkil edebilecek başarılı çalışmalar da yapılmaktadır.

Uygulamadaki tüm zorluklara ve eksikliklere rağmen yerel yönetimler tarafından erken aşamalarda uygulanacak olan önleyici tedbirler suçun önlenmesinde etkin bir katkıyı sağlayacağı konusunda ortak bir kanı olduğu ve sivil toplum-yerel yönetimler- merkezi yönetim birimleri arasında karşılıklı etkileşime ve desteğe dayalı bir anlayışın yerleştirilmeye çalışıldığı görülmektedir.  

TBMM Sokak Çocukları Araştırma Raporunda: “…Çocuk suçluluğu ile mücadele; kapsamlı, pek çok kurum ve kuruluşun işbirliğini gerektiren toplumsal bir sorundur, sokakta çalışan/yaşayan çocuklar sorununun bir güvenlik sorunu olarak ele alınması ve çözümün kolluk birimleri ile ceza veren mahkemelerden beklenmesi en büyük yanılgıdır. Çocuk suçluluğu ile mücadelede ceza en son ve aslında en etkisiz yöntemdir…” denilerek kurumlar arası işbirliğine vurgu yapılmış, sorunun yalnızca güvenlik meselesi olarak görülmemesi gerektiği hususuna değinilmiştir (TBMM Sokak Çocukları Araştırma Raporu, 2005: 132 ).

Son Durum

Çocukların korunması görevi Türkiye’de, gerek uluslararası sözleşmeler,  Anayasa ve kanunlarla devlete verilmiştir. Çocuğun yetiştirilmesinde önemli bir yeri olan ailenin, kamu düzenini bozucu, ekonomik ve fizyolojik tehlikelere karşı korunmasına yasalarca özen gösterildiği gibi çocuğun ailesine karşı korunması da Devlete görev olarak yüklenmiştir. Bu anlamda çocuk haklarının korunması ve çocuk suçluluğunun önlenmesine yönelik yapılan hukuki düzenlemeler başlıca önlemler arasında sayılabilir.

Ancak çocukların korunmasına ilişkin yapılan hukuki düzenlemelerin tek başına sorunun çözümünde etkin olması mümkün olmadığından çeşitli kamu kurumlar tarafından da koruyucu ve önleyici tedbirler alma zorunluluğu ortaya çıkmıştır. Tüm bu düzenlemeler çocuğun aslında hiçbir zaman yan yana gelmemesi gereken suç kavramı ile bir araya gelmesi halinde onun cezalandırılmasını değil suçtan ve onu suça sürükleyen çevreden uzaklaştırılmasını sağlamak için ortaya konulmuştur.

Bu sebeple yapılan son yasal düzenlemeler de belediye ve il özel idarelerine sosyal hizmet boyutunda görevler vermektedir. Böylelikle daha önceki yerel yönetim hizmetleri kapsamında yerel sosyal hizmetler konuları açıkça belirtilmezken ve yerel yönetimlerin inisiyatifine bırakılırken 2004 ve 2005 tarihli kanunlarla birlikte bazı uygulamalar, yerel yönetimlerin zorunlu ve fakat müeyyidesi olmayan görevleri arasına girmiştir.

Bu görevler bir yandan toplumun geniş kesimlerine ulaşma imkanını artırmakta iken diğer yandan da koordinasyonsuzluk nedeniyle kaynakların etkin kullanılamaması ve kalıcı çözümler üretilememesi riskini beraberinde getirmektedir (Ergenç, 2009).

Bilindiği gibi Türk Ceza Kanunu’nda yapılan son değişiklikler ile ilgili olarak yasa TBMM’de görüşüldüğü günlerde basın ve yayın organlarında sürekli olarak kap-kaç, gasp, hırsızlık, okul çeteleri, okuldaki şiddet olayları v.s. haberleri gündeme gelmiş/getirilmiş böylelikle bir kamuoyu oluşturulmuş ve TCK’nın 31. maddesinde yer alan cezalar da bu doğrultuda düzenlenmiştir.  Ancak konu gündemden düştüğünde yapılan araştırma raporları dahil birçok çalışma havada kalmıştır.

Çocuk suçluluğuna genel anlamda suç ve suçluluk boyutu içerisinde baktığımızda, bu sorunun soyut bir hukuk sorunu olmadığı, suçluluğun bireysel ve çevresel özelliklerinden sıyrılmayacağı ve suçun da sosyal bir eylem değil sosyal bir fenomen olduğu gerçeği, toplum bilimcilerle kabul edilen bir olgudur. Bu anlamda çocuk suçluluğu, çocukların cinsiyet, yaş, eğitim durumları, ailelerindeki sosyo-ekonomik yetersizlikler, ailelerin parçalanması, sosyal dışlanma ve izolasyon, göç ve aile üyeleri arasında gözlenen sapma davranışlar ile yakından ilişkilidir.

Ancak Türkiye’de suç işleyen çocukların sayısının ifade edilenden daha düşüktür. Buna karşın mala karşı işlenen suçlar başta olmak üzere suçun niteliğinde zamanla ortaya çıkan bir değişiklik söz konusudur.  Çocuk suçluluğunda bireysel ve adi suçların yerini organize suçlara bırakma eğiliminde olduğu gerçeği bu sebeple hiçbir zaman dikkatlerden uzak tutulmamalıdır. Özellikle büyük şehirlerdeki çocuk suçluların profilindeki değişiklikler, suçun organizeye doğru dönüşümü iyi irdelenerek, bu alandaki fikir, çözüm önerileri ve uygulamalar bu gelişmeleri dikkate alarak gerçekleştirilmelidir. Dolayısıyla sorunların tespitinde ve çözümünde görev alacak kişi ve kurumların birlikte çalışması giderek kaçınılmaz hale gelmektedir.

Çocuk suçluluğunu önleme politikalarının oluşturulmasında kentlerdeki suç sorununun nedenlerinin ve boyutunun çok iyi tespit edilmesi gerektiğinden bu noktada hangi kurumların ne gibi katkıları olacağı hususu ayrıntılı bir şekilde belirlenmelidir. Bu bağlamda yerel yönetimler ortaya çıkan risk gruplarına uygun acil, orta ve uzun vadeli programlar geliştirmelidirler. Çünkü alt yapı, eğitim ve sosyal ve fiziki koşulların yetersiz olduğu bir yerleşim alanında yetişen çocuklar gelecek için olası bir risktir. Bu anlamda yerel yönetimlerin suç riskini önceden değerlendirmek, gerekli tedbirleri almak ve suç önleme politikalarının geliştirilmesi konusunda daha aktif rol almaları gerekmektedir.

Bu noktada akla gelen ilk şey: Bir il veya yerleşim bölgesindeki sorunun bir başka il veya bölge ile aynı özellikleri taşımasının mümkün olmadığı durumda merkezi yönetimler tarafından ne gibi önleyici politikaların geliştirileceğidir. Çünkü suç olgusu yalnızca bireysel sebeplerden kaynaklanmamakta çevresel etmenler ile birlikte kültürel yapıdan da (töre cinayetleri gibi) doğrudan etkilenmektedir. Bu sebeple her yerleşim alanının kendi koşulları dikkate alınmak suretiyle suç önleme politikaları geliştirilmesi daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Bu noktada da yerel yönetimlerin önemi bir kez daha ortaya çıkacak “yerel sorunlara yerel ölçekte önleyici çözümler” üretilecektir.

Yerel yönetimler suçların işlenmesine neden olan unsurların tespit edilmesi ve ortadan kaldırılması, suçların işlenmesini zorlaştırmak ve potansiyel suçluları caydırmak amacıyla imar planları ve fiziki düzenlemelerin yapılması, vatandaşların suç korkusunun giderilmesi, vatandaşların suç önleme konusunda bilgilendirilmesi ve bilinçlendirilmesi, suç mağdurlarına yardım ve destek hizmetlerinin sunulması, eski hükümlülerin topluma kazandırılması ve iş imkânlarına sahip olması, sokakta yaşayan, madde bağımlısı olan veya sokakta çalışan çocuklar ile yüksek risk grubunda bulunan mahallelerdeki çocuklara yönelik ortak sosyal destek projelerinin geliştirilmesi, bu çocukların ailelerine yönelik “suçu geçim kaynağı” olmaktan çıkaracak veya suç çetelerinin eline düşmesini önleyecek özel pilot projeler hayata geçirilmelidir.

 Uygulamadaki tüm zorluklara ve eksikliklere rağmen yerel yönetimler tarafından erken aşamalarda uygulanacak olan önleyici tedbirler suçun önlenmesinde etkin bir katkıyı sağlayacağı konusunda ortak bir kanı olduğu ve sivil toplum-yerel yönetimler-merkezi yönetim birimleri arasında karşılıklı etkileşime ve desteğe dayalı bir anlayışın yerleştirilmeye çalışıldığı görülmektedir.

Davranış bilimleri, çocuk psikolojisi ve gelişimi bakımından çok pratik ve sağlaması yapılabilir bilgiler ihtiva eden ABD Houston Polis Müdürlüğü tarafından hazırlanmış ve kentteki tüm evlere ve okullara dağıtılan aşağıdaki belgede de görüleceği üzere çocuk suçluluğuna esas teşkil eden asıl sorunların erken aşamada ve çok iyi tespit edilmesi çözümlerin isabet oranını etkileyecektir. Bu nedenle SHÇEK’in bu alandaki bilgi ve birikiminden faydalanılarak, her ilde taşra teşkilatı bulunan sosyal hizmetler, yerel yönetimler ve emniyet müdürlüklerinin farkındalıklarının yükseltilmesi, ortaya çıkacak risklerin tespit edilmesini ve bu doğrultuda koruyucu ve önleyici tedbirlerin alınmasını daha kolaylaştıracaktır.

Geleceğin Suçlusunu Yetiştirmenin En Basit Kuralları

* Daha küçükken çocuğa istediği her şeyi vermeye başlayın. Bu biçimde o, herkesin onun geçimini sağlamak zorunda olduğuna inanacaktır.

* Kötü sözler söylediği zaman gülün. Böylece o kendisinin akıllı olduğuna inanacaktır.

* Kararları hep siz verin. Ona düşünmeyi ve beynini kullanmayı hiç öğretmeyin! Yirmi bir yaşına gelince de kendi kararlarını, kendisi versin diye bekleyin.

* Yerde bıraktığı her şeyi kaldırın; kitaplarını, ayakkabılarını, kıyafetlerini, onun için her şeyi siz yapın ki, o tüm sorumlulukları nı başkalarına yüklemeye alışsın.

* Onun gözünün önünde sık sık kavga edin ki, böylelikle aile bir gün parçalanırsa çok fazla üzülmesin.

* Ona istediği kadar harçlık verin ki, hiçbir zaman kendi parasını kazanmanın ne olduğunu öğrenmesin.

* Yiyecek, giyecek ve konforla ilgili tüm isteklerini yerine getirin ki, istediklerine ulaşmak için çalışmak gerektiğini öğrenmesin.

* Komsulara, öğretmenlere, polislere karşı her zaman onun tarafını tutun ki, onların hepsine karşı peşin hükümleri oluşsun.

* Tüm bunları ve benzerlerini yaparak yetiştirdiğiniz çocuğunuz bir gün suç işlerse, kendisinden özür dileyin. Ama onu felaket dolu bir yasama hazırladığınız için kendinize teşekkür etmekten geri kalmayın.

 SEDAT ERGENÇ - SHÇEK İç Denetçisi

 HAKAN AYDIN - SHÇEK Müfettişi


KAYNAKLAR

1.      Ersöz, H. Y. (2009). “Sosyal Politika-Refah Devleti-Yerel Yönetimler İlişkisi”, http://iibf.kocaeli.edu.tr/ceko/armaganlar/tokerdereli/35.pdf(05.05.2009)

2.      Saran, N. (1990).  Çocuk Suçluluğu ve Parçalanmış Aileler. Aile Yazıları III., Birey Kişilik ve Toplum, Bilim Serisi (Der.: B. Dikeçligil- A. Çiğdem). Yayın No: 5, Ankara: T.C. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu Yayınları.

3.      Terörle Mücadele Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, Resmi Gazete, 5532; 29.06.2006.

4.      Çocuk Suçluluğunun Önlenmesine İlişkin Birleşmiş Milletler Yönlendirici İlkeleri (Riyad İlkeleri), 1990.

5.      Denetimli Serbestlik ve Yardım Merkezleri ile Koruma Kurulları Kanunu, Resmi Gazete, 26497; 20.07.2005.

6.      T.C. İzmir Valiliği(2008). Çocuk Koruma Sisteminde Tedbirlerin Uygulanmasından Sorumlu Kurumların Görevleri ve Sorumlulukları ile Kurumlar Arasında Koordinasyon El Kitabı.

7.      Aydın, M. (2008). “Çocuk ve Çocuk Suçluluğu Üzerine Röportaj” Adalet Bakanlığı CTE Genel Müdürlüğü, Sayı: 3, Ankara: Denetimli Serbestlik Hizmetlerinden Sorumlu Daire Başkanlığına ait E-Bülten.

8.      SHÇEK Genel Müdürlüğü 2010-2014 Stratejik Plan, 2009.

9.      http://www.tuik.gov.tr/PreTablo.do?tb_id=39&tb_adi=Nüfus%20İstatistikleri%20ve%20Projeksiyonlar&ust_id=11

10.  http://www.cte.adalet.gov.tr/kaynaklar/istatistikler/kadin_cocuk/cocuk.htm (07.06.2009)

11.  Akdoğan, Y. (2002). Ulusal Soruna Yerel Çözüm: Sosyal Belediyecilik, Şubat Sayısı İstanbul: Eminönü Bülteni.

12.  TBMM Sokak Çocukları Araştırma Raporu, 2005.

13.  Ergenç, S. (2009). “Çocuk İçin Sokak Tehlikesi ve Çocuk Suçluluğu”,  http://sedatergenc.blogcu.com/cocuk-icin-sokak-tehlikesi-ve-cocuk-suclulugu 2_28984561.html(02.05.2009).

14.  Aydın, H. (2009), “Yerel Yönetimler ve Sosyal Hizmetler”, http://karakalem2023.blogcu.com/yerel-yonetimler-ve-sosyal hizmetler_53094341.html(03.11.2009).

15.  Ünlü, A. (2009). “Çocuk Suçluluğu Yönetim Anlayışını Nasıl Etkileyecek?”, http://www.isref.org/index.php?pid=43&page=view&id=556(22.05.2009)

16.  İl Özel İdaresi Kanunu. Resmi Gazete, 25745; 04 Mart 2005.

17.  Belediye Kanunu. Resmi Gazete, 25874; 13 Temmuz 2005.

18.  Büyükşehir Belediyesi Kanunu. Resmi Gazete, 25531; 23 Temmuz 2004.

19.  http://www.cte.adalet.gov.tr(15.02.2009)

20.  Kepenekçi, K. Y. ve A.Y. Özcan (2002). Okullarda Çocuk Suçluluğunun Önlenmesi. 1. Ulusal Çocuk ve Suç: Nedenler ve Önleme Çalışmaları Sempozyumu. Ankara: Türkiye Çocuklara Yeniden Özgürlük Vakfı Yayını.

21.  Temel, F. Ve A. Aksoy (2005).  Ergen ve Gelişimi: Yetişkinliğe İlk Adım. Ankara: Nobel Yayıncılık.

Yerel Yönetimlerin Çocuk Suçluluğunu Önlemedeki Rolü-3-

9/11/2009

Yazının devamı

2.1.1.Çocukların Şahsa Karşı İşlediği Suçlar

26 Eylül 2004 tarihinde kabul edilen 5237 sayılı yeni Türk Ceza Kanunundan önce şahsa karşı işlenen suçlar polis kayıtlarında öldürme, yaralama, genel adap ve aile nizam ile şahıs hürriyeti aleyhine ve devlet idaresi aleyhine işlenen suçlar şeklinde sınıflandırılmış ve bu format 2006 yılı sonuna kadar devam etmiştir.

Tablo 3: Olay Türüne Göre Yakalanan Çocuk Sayısı

                        2004                  2005              2006              2007              2008

                    Olay Türü     Y    a    k    a    l    a    n    a    n                               

                      1  8     Y  a  ş  ı  n  ı     D  o  l  d  u  r  m  a  m  ı  ş 

                       K           E          K         E       K         E         K      E          K       E

Kişiye Karşı

Asayiş Olay  1460    19363    1857   20629  2785  25693  2059  23093  2580  27483

Malvarlığına

Karşı As.Olay 3312  23932    3391  25695  3950  27735   2967  24930  2148 24705

Toplam            4772  43295    5248  46324  6735  53428   5026  48023   4728 52188

Genel Toplam      48067             51572             60163             53049             56916

Kaynak: Emniyet Genel Müdürlüğü

2004 yılında kişilere karşı asayiş olaylarında yakalanan erkek çocuk sayısı 19363 kişi ve 2008 yılında 27483 kişi olmasına karşın hazırlanan Tablo 2’de Türkiye genelinde şahsa karşı işlenen suçlarda hükümlü çocuk sayısında ciddi bir artış olduğunu söylemek mümkün gözükmemektedir.

 

Tablo 4: Çocukların Şahsa Karşı İşledikleri Suçların Suç Türüne Göre Dağılımı 

YILLAR            2003                      2004                    2005                    2006

Suç Türleri        Sayı        %           Sayı        %         Sayı       %          Sayı       %

Öldürme             318         1,6          411         1,8        391         1,7         439       1,5

Yaralama           11.661    58,7        28413     59,7      14.326    58,8       17.402   55,6

Şahıs Hür.Aleyh2.153      10,9        2.279      10,2      2.362      9,7         3.273    10,5

Devlet Aleyhine 851         4,2          1.073      4,7        1.266      5,2         1.308    4,4

Diğer Suçlar       4.881     24,6        5.040      22,6      6.000      24,6       8.758    28,0

TOPLAM          19.864                   22.238                 24.347                 31.283

Kaynak: Emniyet Genel Müdürlüğü

        Çocukların şahsa karşı işlediği suçlarda ilk sırayı yaralama suçunun oluşturduğu görülmektedir. 2003 yılında tüm şüpheli çocukların % 58,7’si yaralama suçuna karıştıkları iddiasıyla Cumhuriyet Savcılıklarına gönderilmişlerdir. Bu oran 2004, 2005 ve 2006 yıllarında sırasıyla düşme eğilimi göstererek % 59,7, % 58,8 ve % 55,6 şeklinde seyir izlemiştir.

Şahsa karşı işlenen suçlardan; kişilerin can güvenliğine, başka bir anlatımla vücut dokunulmazlıklarına karşı işlenen suçları anlamak gerekmektedir. Bu tür suçların çocuklar tarafından işlenmesi halinde alacakları cezanın az olacağı varsayımından hareketle yetişkinler tarafından azmettirildikleri bilinen gerçeklerdendir. Ayrıca edinilen gözlemlere göre sokakta yaşayanların, yaşamı sürdürebilmek için başkalarına dokunmaları onlar için bir hak olarak görülebilmektedir. Yönetsel yapı içerisindeki sosyal çarpıklığın sonucu yaşadıkları mağduriyeti bir haksızlık olarak görebilmekte ve kendilerini cesaretlendirici birçok ilaç da kullanarak cana yönelik eylemler gerçekleştirebilmektedirler.

Tablo 1’de çocuk şüphelilerin genel suçlar içindeki payı oran olarak her geçen yıl bir azalma seyri göstermesine karşın Tablo 3’de yıllar itibarıyla şüpheli sayısında bir artışın olduğu gözlemlenmektedir. 2003 yılında 19.864 olan şüpheli sayısı 2006 yılında % 57,4 oranında artış göstererek 31.283’e yükselmiştir. Bu durumda emniyet teşkilatı mensuplarının, önleyici hizmetlere ilişkin tedbirler konusunda çocuk suçlarına karşı daha az duyarlı oldukları, başka bir anlatımla çocukları ikinci plana alarak yetişkinlerin işledikleri ya da işleyebilecekleri suçlar için daha çok gayret gösterdikleri anlaşılmaktadır. Ya da çocuğu sokağa iten problemlerin başlıcaları olan göç ya da çarpık kentleşme sorunu ile ailedeki ve çevredeki olumsuzluklar aşılamamıştır. İstatistikî verilerin gösterdiği olumsuz tablonun iyileştirilmesi konusunda ilgili kurum ve kuruluşların yeni bir değerlendirme yaparak soruna çözüm getirilmesinin uygun olacağı mütalaa edilmektedir. Unutulmamalıdır ki bugünün çocuk suçlusu yarın yetişkin ve daha donanımlı bir suçlu profili ile güvenlik görevlilerinin ve öteki sosyal kuruluşların karşısına çıkabilecektir. 

Şahsa karşı işlenen suçlarda Cumhuriyet Savcılıklarına gönderilen şüpheliler, cinsiyet durumları göz önüne alınarak değerlendirildiğinde Tablo 5’de görülen bir sonuçla karşılaşılmaktadır. Buna göre 2003 yılında tüm şüphelilerin  % 13,3’ünü kız çocukların oluşturduğu görülmektedir. Bu oran devam eden üç yıl içinde de benzer bir seyir izlemekte ve 2006 yılına değin sırasıyla % 11,1, % 13,4 ve % 15,5’lik oran oluşturmaktadır. Her geçen yıl -az da olsa- yükselen değerler, kız çocukların geleceği için umutlu görünmemektedir. Onların eğitimiyle ilgili olarak sivil toplum kuruluşları tarafından desteklenen programların devlet tarafından bizzat yerine getirilmesi durumunda bu oranın daha aşağı düzeylere çekileceği varsayılmaktadır.

Tablo 5: Şahsa Karşı İşlenen Suçların Suçu İşleyen Çocukların Cinsiyetlerine Göre Dağılımı

YILLAR          2003                 2004                  2005                 2006

Cinsiyet        K       E            K         E            K        E              K        E

Suçlu         2.651  17.213     2.482  19.756    3.275  21.072     4.877  26.306

TOPLAM          19.864             22.238              24.347               31.283

Kaynak: Emniyet Genel Müdürlüğü

 2.1.2. Çocukların Mala Karşı İşlediği Suçlar

Mala karşı suç işledikleri için Cumhuriyet Savcılıklarına gönderilen çocuk sayısı, aynı dönemde şahsa karşı işlenen suçlardan daha fazla olarak tespit edilmiştir. Bu suçlardan en çoğunu hırsızlık suçu oluşturmaktadır (Tablo 6).

 
Tablo 6: Çocukların Mala Karşı İşledikleri Suçların Suç Türüne Göre Dağılımı

YILLAR           2003                   2004                  2005               2006

Suç Türleri       Sayı      %      Sayı       %        Sayı      %      Sayı      %

Hırsızlık           22.029  83,1    22.153  81,1    23.101   79,4    23.944  75,5

Gasp ve Yağma1.115   4,2       1.3       5,1      1.937     6,7      2.222    7,0

Yangın              152       0,6       162      0,6      183        0,6      208       0,7

Diğer Suçlar     3.185    12,1    3.548    13,2    3.865     13,3    5.311    16,8

TOPLAM         26.481              27.244             29.086             31.685

Kaynak: Emniyet Genel Müdürlüğü

           Hırsızlık suçu evden, iş yerinden, otodan olduğu gibi yankesicilik ya da kapkaç suretiyle de yapılabilmektedir. Hırsızlık suçunun öteki mala karşı işlenen suçlar içindeki payı 2003 yılında % 83,1, 2004 yılında % 81,1, 2005 yılında % 79,4 ve 2006 yılında % 75,5 olduğu tespit edilmiştir. Bu durum çocuk için adeta yaşamak için çalmanın meşru bir yol olduğu anlamına geldiğini göstermektedir. Çocuğun burada ikinci bir rolü daha vardır. O, kendi yaşamını sürdürmek için çaldığı gibi, yetişkinlerin kendilerini kullanmaları sonucu da hırsızlık yapabilmektedirler. Ceza ehliyetleri olmadığı için çoğu kere yetişkinler tarafından oluşturulan çetelerin içine dahil edilerek adeta suç makinesi olabilmektedirler.

Tablo 7: Mala Karşı İşlenen Suçların Suçu İşleyen Çocukların Cinsiyetlerine Göre Dağılımı
YILLAR        2003                    2004                   2005                   2006
Cinsiyet      K           E           K           E           K          E          K         E
Suçlu          3.258    23.223   3.312  23.932    3.391  25.695   3.950  27.735
TOPLAM        26.481                27.244                29.086              31.685
            Kaynak: Emniyet Genel Müdürlüğü

 Gasp ve yağma suçları, çocukların hırsızlıktan sonra ikinci sıklıkta işledikleri mala karşı suçlardır. Burada da malı elde etmenin şekli biraz daha değişik ve sert boyutludur. Malı teslim etmeye mecbur bırakılan kişinin hayatına, vücuduna ya da cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı söz konusudur. Çocukların içinde bulundukları sosyal ve kültürel çevrenin yaklaşımları ile ekonomik yoksunlukları onları suça sürüklemektedir. Tablo 7’da görüldüğü üzere erkek çocukların kız çocuklara nazaran daha çok suç işledikleri ancak kız çocuklarda bu oranın artma eğiliminde olduğu anlaşılmaktadır. Bu suçlardaki artış daha büyük bir hızda seyretmiştir. Öyle ki 2003 yılında 1.115 olan gasp ve yağma suç sayısı 2006 yılında iki katına ulaşarak 2.222 olmuştur. Nitekim Tablo 3’e bakıldığında 2004–2008 malvarlığına karşı asayiş olaylarında olay türüne göre yakalanan çocuk sayısında erkek çocukların kız çocuklara nazaran daha fazla suça işlediği ancak 2007 yılından itibaren kız ve erkek çocuklarda bu oranın düşme eğilimine girdiği bariz bir şekilde görülmektedir.

Mala karşı işlenen suçların ilk bakışta şahsa karşı işlenenlerde olduğu gibi önemli bir tesir bırakmadığı düşünülmektedir. Meydana gelen zararların, eşyaların sigorta edilerek giderilebileceği akla gelmekteyse de eylem sırasında şüphelilerin malı ele geçirme pahasına vücut dokunulmazlığı konusunda acımasız bir tavır sergiledikleri sıkça yaşanan durumlardandır. Yaşamak için çalmayı ilke edinenlerin, başkalarının yaşaması konusunda duyarlı olmaları beklenmemelidir.

Mala karşı işlenen suçlarda çocukların cinsiyet durumları incelendiğinde erkek çocukların kız çocuklara oranla daha fazla suça karıştıkları tespit edilmektedir. Tablo 7’de görüldüğü gibi kız çocukların mala karşı işlenen suçlardaki payı 2003 yılında  % 12,3, 2004 yılında % 12,1, 2005 yılında 11,6 ve 2006 yılında 12,4 olmuştur. Kız çocuklarının suça katılma oranını azaltmak için “Haydi Kızlar Okula” gibi kampanyaların desteklenmesinin faydalı sonuçlar getireceği değerlendirilmektedir.

            Tablo 2’den yola çıkılarak yapılan değerlendirmede Türkiye’de son 5 yıl ortalaması olarak suç işlediği iddia edilen şüpheli sayısı yıllık 539.989’dur. Aynı oran çocuk şüphelilerde yıllık olarak 53.035’dir. Son beş yıl ortalamasında ülke nüfusu 70 milyon olarak kabul edildiğinde Türkiye’de her 129 kişiden birinin suç işlediği şüphesiyle Cumhuriyet Savcılıklarına gönderildiği anlaşılmaktadır. Ülke nüfusunun üçte birini çocukların oluşturduğu varsayıldığında 23.300.000 çocuktan yıllık ortalama 53.035’inin, dolayısıyla 439 çocuktan birinin şüpheli olarak Cumhuriyet Savcılıklarına gönderildiği tespit edilmektedir. Bunların büyük bir bölümünün sokak çocuğu olduğu bilinmektedir. Ama ne kadarını sokak çocuklarının oluşturduklarına dair Türkiye’de sağlıklı hiçbir kaynak gösterilememektedir.

Genel olarak bakıldığında Türkiye’de suça sürüklenen çocuklar bakımından karşılaşılan en yoğun suç türü mala karşı suçlar olup bunlar arasında da hırsızlık suçları ön plana çıkmaktadır. Çocukların içinde bulundukları sosyal ve kültürel çevrenin yaklaşımları ile ekonomik yoksunlukları onları suça sürüklemektedir. Tüketim toplumunun yarattığı özendirmeler karşısında korumasız ve ekonomik yoksunluk içinde bulunan çocuk bu yönlendirmeler sonucunda oluşturduğu ihtiyaçlarını gidermek için suça başvurabilmektedir (Aydın, 2008: 18).

Bundan sonra kasten yaralama suçları çocuk suçluluğunda ikinci sırayı almaktadır. Türkiye’de var olan şiddet kültürü çocuklarımızı da içine almaktadır. Evde, okulda, sokakta, işyerinde, medyada şiddeti gören, şiddete maruz kalan çocuk şiddeti öğrenmekte ve bir süre sonra maruz kaldığı şiddetin uygulayıcısı durumuna gelebilmektedir. Yağma, kasten öldürme ve öldürmeye teşebbüs ile cinsel istismar suçları gibi ağır cezalık suçlar çocuklar bakımından sayısal bir ağırlık ifade etmese de bu suçların niteliksel ağırlığı nedeniyle dikkate alınması gereken suçlar olarak karşımıza çıkmaktadır (Aydın, 2008:19).

Nitekim Türkiye’de de çocuklar tarafından işlenen suçların büyük bir kısmı örneğin adam öldürme, kız ve kadın kaçırma, hırsızlık, gasp v.s. suçlar o bölgelerdeki toplumsal değerlerin ve ekonomik koşulların etkisi altında işlenen suçlardır.

Ancak ülkemizde suç işleyen çocukların sayısının ifade edilenden daha düşük olduğu istatistikî rakamlardan görülmektedir. Çocukların işlediği iddia edilen suç sayılarının yıllar itibarıyla artış göstermiş olması, ülke çapında işlenen tüm suçların artmasının da bir sonucudur.

2.2. Organize Suçlar ve Şiddet

Bununla birlikte özellikle son dönemde Türkiye’de yeni bir suça sürüklenen çocuk tipi ortaya çıkmıştır. 18 yaş altında, büyük çoğunlukla psikolojik bozuklukları olan, eğitimsiz, amaçsız v.s. gibi en belirgin özellikleri olan çocuklarımız ülke gündemini sarsan cinayetlerin faili durumdadır. Üzeyir Garih, Rahip Santora, Hrant Dink cinayetleri gibi suçların çocuklara işletilmesi organize suçlara örnek olarak verilebilir. Mala karşı işlenen suçlarda oluşan organize yapılanmalar da (kap-kaç çeteleri v.s.) net olarak görülmektedir. Özellikle son yıllarda Türkiye’nin belirli bölgelerinde ve büyük kentlerde meydana gelen yasa dışı gösteri ve yürüyüşlerde çocukların ön planda kullanılması, toplumsal eylemlerde çocukların öne çıkarılması da çocuklara yönelik yeni bir uygulama olarak karşımıza çıkmaktadır

Çocuk suçlular içindeki sokakta yaşayan ve çalışan çocukların oranındaki artışlar, çocuk suçunun bireysel adi suç nitelemesinden çıkarak organize suça dönüşmesi tehlikesi nedeniyle dikkatleri bu noktaya çekmektedir.

Ancak ülkemizin nüfusunun yüzde kırkından fazlası 18 yaşın altındadır yani çocuktur. Bu büyük nüfus miktarının önemli bir kısmı ise 12 yaşın altındadır. Yine önemli bir kısım nüfus örgün öğretim kapsamında okula gitmektedir. Tüm bunlara bakıldığında ülkemizde suç işleyen ve risk altında bulunan çocukların sayısının sanıldığından düşük olduğu görülecektir. Zaman içerisinde yapılan çalışmalar ile bu sayı giderek düşme eğilimindedir(Aydın, 2008: 17-19).

Tablo 8: Ceza İnfaz Kurumlarında Bulunan Çocuklara İlişkin İstatistikler

Öğrenim Dur.naGöre Dağılım   Tutuklu  Hükümözlü Hükümlü Toplam

Okuma- Yazma Bilmeyen               54           18                 8               80

Okur-Yazar Okul Bitirmeyen         176         28                 14             218

İlkokul Mezunu                                256         65                 24             345

İlköğretim Mezunu                          141         13                 9               163

Ortaokul/Dengi Mezunu                  184         39                 6               229

Lise/Dengi Mezunu                          18           0                   0               18

Yüksekokul- Fakülte Mezunu        0             0                   0               0

Yüksek Lisans Mezunu                   0             0                   0               0

Doktora Mezunu                              0             0                   0               0

Öğrenim Durumu Bilinmeyen        434         43                 25             502

Toplam                                              1263       206               86             1555

Yaş Gruplarına Göre Dağılım 

12 ve 17 Yaş Arası (Çocuk)             1263       206               86             1555

 (4 Mayıs 2009 Tarihi İtibarıyla) Kaynak: www.ct 

Yerel Yönetimlerin Çocuk Suçluluğunu Önlemedeki Rolü-2-

9/11/2009

Tablo 3: Olay Türüne Göre Yakalanan Çocuk Sayısı

                        2004                  2005              2006              2007              2008

Olay Türü     Y    a    k    a    l    a    n    a    n                               

                      1  8     Y  a  ş  ı  n  ı     D  o  l  d  u  r  m  a  m  ı  ş 

                       K           E          K         E       K         E         K      E          K       E

Kişiye Karşı

Asayiş Olay  1460    19363    1857   20629  2785  25693  2059  23093  2580  27483

Malvarlığına

Karşı As.Olay 3312  23932    3391  25695  3950  27735   2967  24930  2148 24705

Toplam            4772  43295    5248  46324  6735  53428   5026  48023   4728 52188

Genel Toplam      48067             51572             60163             53049             56916

Kaynak: Emniyet Genel Müdürlüğü

2004 yılında kişilere karşı asayiş olaylarında yakalanan erkek çocuk sayısı 19363 kişi ve 2008 yılında 27483 kişi olmasına karşın hazırlanan Tablo 2’de Türkiye genelinde şahsa karşı işlenen suçlarda hükümlü çocuk sayısında ciddi bir artış olduğunu söylemek mümkün gözükmemektedir.

 

Tablo 4: Çocukların Şahsa Karşı İşledikleri Suçların Suç Türüne Göre Dağılımı 

YILLAR            2003                      2004                    2005                    2006

Suç Türleri        Sayı        %           Sayı        %         Sayı       %          Sayı       %

Öldürme             318         1,6          411         1,8        391         1,7         439       1,5

Yaralama           11.661    58,7        28413     59,7      14.326    58,8       17.402   55,6

Şahıs Hür.Aleyh2.153      10,9        2.279      10,2      2.362      9,7         3.273    10,5

Devlet Aleyhine 851         4,2          1.073      4,7        1.266      5,2         1.308    4,4

Diğer Suçlar       4.881     24,6        5.040      22,6      6.000      24,6       8.758    28,0

TOPLAM          19.864                   22.238                 24.347                 31.283

Kaynak: Emniyet Genel Müdürlüğü

 

       Çocukların şahsa karşı işlediği suçlarda ilk sırayı yaralama suçunun oluşturduğu görülmektedir. 2003 yılında tüm şüpheli çocukların % 58,7’si yaralama suçuna karıştıkları iddiasıyla Cumhuriyet Savcılıklarına gönderilmişlerdir. Bu oran 2004, 2005 ve 2006 yıllarında sırasıyla düşme eğilimi göstererek % 59,7, % 58,8 ve % 55,6 şeklinde seyir izlemiştir.

Şahsa karşı işlenen suçlardan; kişilerin can güvenliğine, başka bir anlatımla vücut dokunulmazlıklarına karşı işlenen suçları anlamak gerekmektedir. Bu tür suçların çocuklar tarafından işlenmesi halinde alacakları cezanın az olacağı varsayımından hareketle yetişkinler tarafından azmettirildikleri bilinen gerçeklerdendir. Ayrıca edinilen gözlemlere göre sokakta yaşayanların, yaşamı sürdürebilmek için başkalarına dokunmaları onlar için bir hak olarak görülebilmektedir. Yönetsel yapı içerisindeki sosyal çarpıklığın sonucu yaşadıkları mağduriyeti bir haksızlık olarak görebilmekte ve kendilerini cesaretlendirici birçok ilaç da kullanarak cana yönelik eylemler gerçekleştirebilmektedirler.

Tablo 1’de çocuk şüphelilerin genel suçlar içindeki payı oran olarak her geçen yıl bir azalma seyri göstermesine karşın Tablo 3’de yıllar itibarıyla şüpheli sayısında bir artışın olduğu gözlemlenmektedir. 2003 yılında 19.864 olan şüpheli sayısı 2006 yılında % 57,4 oranında artış göstererek 31.283’e yükselmiştir. Bu durumda emniyet teşkilatı mensuplarının, önleyici hizmetlere ilişkin tedbirler konusunda çocuk suçlarına karşı daha az duyarlı oldukları, başka bir anlatımla çocukları ikinci plana alarak yetişkinlerin işledikleri ya da işleyebilecekleri suçlar için daha çok gayret gösterdikleri anlaşılmaktadır. Ya da çocuğu sokağa iten problemlerin başlıcaları olan göç ya da çarpık kentleşme sorunu ile ailedeki ve çevredeki olumsuzluklar aşılamamıştır. İstatistikî verilerin gösterdiği olumsuz tablonun iyileştirilmesi konusunda ilgili kurum ve kuruluşların yeni bir değerlendirme yaparak soruna çözüm getirilmesinin uygun olacağı mütalaa edilmektedir. Unutulmamalıdır ki bugünün çocuk suçlusu yarın yetişkin ve daha donanımlı bir suçlu profili ile güvenlik görevlilerinin ve öteki sosyal kuruluşların karşısına çıkabilecektir. 

Şahsa karşı işlenen suçlarda Cumhuriyet Savcılıklarına gönderilen şüpheliler, cinsiyet durumları göz önüne alınarak değerlendirildiğinde Tablo 5’de görülen bir sonuçla karşılaşılmaktadır. Buna göre 2003 yılında tüm şüphelilerin  % 13,3’ünü kız çocukların oluşturduğu görülmektedir. Bu oran devam eden üç yıl içinde de benzer bir seyir izlemekte ve 2006 yılına değin sırasıyla % 11,1, % 13,4 ve % 15,5’lik oran oluşturmaktadır. Her geçen yıl -az da olsa- yükselen değerler, kız çocukların geleceği için umutlu görünmemektedir. Onların eğitimiyle ilgili olarak sivil toplum kuruluşları tarafından desteklenen programların devlet tarafından bizzat yerine getirilmesi durumunda bu oranın daha aşağı düzeylere çekileceği varsayılmaktadır.

Tablo 5: Şahsa Karşı İşlenen Suçların Suçu İşleyen Çocukların Cinsiyetlerine Göre Dağılımı

YILLAR          2003                 2004                  2005                 2006

Cinsiyet        K       E            K         E            K        E              K        E

Suçlu         2.651  17.213     2.482  19.756    3.275  21.072     4.877  26.306

TOPLAM          19.864             22.238              24.347               31.283

Kaynak: Emniyet Genel Müdürlüğü

 

2.1.2. Çocukların Mala Karşı İşlediği Suçlar

Mala karşı suç işledikleri için Cumhuriyet Savcılıklarına gönderilen çocuk sayısı, aynı dönemde şahsa karşı işlenen suçlardan daha fazla olarak tespit edilmiştir. Bu suçlardan en çoğunu hırsızlık suçu oluşturmaktadır (Tablo 6).

Tablo 6: Çocukların Mala Karşı İşledikleri Suçların Suç Türüne Göre Dağılımı

YILLAR           2003                   2004                  2005               2006

Suç Türleri       Sayı      %      Sayı       %        Sayı      %      Sayı      %

Hırsızlık           22.029  83,1    22.153  81,1    23.101   79,4    23.944  75,5

Gasp ve Yağma1.115   4,2       1.3       5,1      1.937     6,7      2.222    7,0

Yangın              152       0,6       162      0,6      183        0,6      208       0,7

Diğer Suçlar     3.185    12,1    3.548    13,2    3.865     13,3    5.311    16,8

TOPLAM         26.481              27.244             29.086             31.685

Kaynak: Emniyet Genel Müdürlüğü

 

          Hırsızlık suçu evden, iş yerinden, otodan olduğu gibi yankesicilik ya da kapkaç suretiyle de yapılabilmektedir. Hırsızlık suçunun öteki mala karşı işlenen suçlar içindeki payı 2003 yılında % 83,1, 2004 yılında % 81,1, 2005 yılında % 79,4 ve 2006 yılında % 75,5 olduğu tespit edilmiştir. Bu durum çocuk için adeta yaşamak için çalmanın meşru bir yol olduğu anlamına geldiğini göstermektedir. Çocuğun burada ikinci bir rolü daha vardır. O, kendi yaşamını sürdürmek için çaldığı gibi, yetişkinlerin kendilerini kullanmaları sonucu da hırsızlık yapabilmektedirler. Ceza ehliyetleri olmadığı için çoğu kere yetişkinler tarafından oluşturulan çetelerin içine dahil edilerek adeta suç makinesi olabilmektedirler.

Tablo 7: Mala Karşı İşlenen Suçların Suçu İşleyen Çocukların Cinsiyetlerine Göre Dağılımı
YILLAR        2003                    2004                   2005                   2006
Cinsiyet      K           E           K           E           K          E          K         E
Suçlu          3.258    23.223   3.312  23.932    3.391  25.695   3.950  27.735
TOPLAM        26.481                27.244                29.086              31.685
            Kaynak: Emniyet Genel Müdürlüğü

 

Gasp ve yağma suçları, çocukların hırsızlıktan sonra ikinci sıklıkta işledikleri mala karşı suçlardır. Burada da malı elde etmenin şekli biraz daha değişik ve sert boyutludur. Malı teslim etmeye mecbur bırakılan kişinin hayatına, vücuduna ya da cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı söz konusudur. Çocukların içinde bulundukları sosyal ve kültürel çevrenin yaklaşımları ile ekonomik yoksunlukları onları suça sürüklemektedir. Tablo 7’da görüldüğü üzere erkek çocukların kız çocuklara nazaran daha çok suç işledikleri ancak kız çocuklarda bu oranın artma eğiliminde olduğu anlaşılmaktadır. Bu suçlardaki artış daha büyük bir hızda seyretmiştir. Öyle ki 2003 yılında 1.115 olan gasp ve yağma suç sayısı 2006 yılında iki katına ulaşarak 2.222 olmuştur. Nitekim Tablo 3’e bakıldığında 2004–2008 malvarlığına karşı asayiş olaylarında olay türüne göre yakalanan çocuk sayısında erkek çocukların kız çocuklara nazaran daha fazla suça işlediği ancak 2007 yılından itibaren kız ve erkek çocuklarda bu oranın düşme eğilimine girdiği bariz bir şekilde görülmektedir.

Mala karşı işlenen suçların ilk bakışta şahsa karşı işlenenlerde olduğu gibi önemli bir tesir bırakmadığı düşünülmektedir. Meydana gelen zararların, eşyaların sigorta edilerek giderilebileceği akla gelmekteyse de eylem sırasında şüphelilerin malı ele geçirme pahasına vücut dokunulmazlığı konusunda acımasız bir tavır sergiledikleri sıkça yaşanan durumlardandır. Yaşamak için çalmayı ilke edinenlerin, başkalarının yaşaması konusunda duyarlı olmaları beklenmemelidir.

Mala karşı işlenen suçlarda çocukların cinsiyet durumları incelendiğinde erkek çocukların kız çocuklara oranla daha fazla suça karıştıkları tespit edilmektedir. Tablo 7’de görüldüğü gibi kız çocukların mala karşı işlenen suçlardaki payı 2003 yılında  % 12,3, 2004 yılında % 12,1, 2005 yılında 11,6 ve 2006 yılında 12,4 olmuştur. Kız çocuklarının suça katılma oranını azaltmak için “Haydi Kızlar Okula” gibi kampanyaların desteklenmesinin faydalı sonuçlar getireceği değerlendirilmektedir.

            Tablo 2’den yola çıkılarak yapılan değerlendirmede Türkiye’de son 5 yıl ortalaması olarak suç işlediği iddia edilen şüpheli sayısı yıllık 539.989’dur. Aynı oran çocuk şüphelilerde yıllık olarak 53.035’dir. Son beş yıl ortalamasında ülke nüfusu 70 milyon olarak kabul edildiğinde Türkiye’de her 129 kişiden birinin suç işlediği şüphesiyle Cumhuriyet Savcılıklarına gönderildiği anlaşılmaktadır. Ülke nüfusunun üçte birini çocukların oluşturduğu varsayıldığında 23.300.000 çocuktan yıllık ortalama 53.035’inin, dolayısıyla 439 çocuktan birinin şüpheli olarak Cumhuriyet Savcılıklarına gönderildiği tespit edilmektedir. Bunların büyük bir bölümünün sokak çocuğu olduğu bilinmektedir. Ama ne kadarını sokak çocuklarının oluşturduklarına dair Türkiye’de sağlıklı hiçbir kaynak gösterilememektedir.

Genel olarak bakıldığında Türkiye’de suça sürüklenen çocuklar bakımından karşılaşılan en yoğun suç türü mala karşı suçlar olup bunlar arasında da hırsızlık suçları ön plana çıkmaktadır. Çocukların içinde bulundukları sosyal ve kültürel çevrenin yaklaşımları ile ekonomik yoksunlukları onları suça sürüklemektedir. Tüketim toplumunun yarattığı özendirmeler karşısında korumasız ve ekonomik yoksunluk içinde bulunan çocuk bu yönlendirmeler sonucunda oluşturduğu ihtiyaçlarını gidermek için suça başvurabilmektedir (Aydın, 2008: 18).

Bundan sonra kasten yaralama suçları çocuk suçluluğunda ikinci sırayı almaktadır. Türkiye’de var olan şiddet kültürü çocuklarımızı da içine almaktadır. Evde, okulda, sokakta, işyerinde, medyada şiddeti gören, şiddete maruz kalan çocuk şiddeti öğrenmekte ve bir süre sonra maruz kaldığı şiddetin uygulayıcısı durumuna gelebilmektedir. Yağma, kasten öldürme ve öldürmeye teşebbüs ile cinsel istismar suçları gibi ağır cezalık suçlar çocuklar bakımından sayısal bir ağırlık ifade etmese de bu suçların niteliksel ağırlığı nedeniyle dikkate alınması gereken suçlar olarak karşımıza çıkmaktadır (Aydın, 2008:19).

Nitekim Türkiye’de de çocuklar tarafından işlenen suçların büyük bir kısmı örneğin adam öldürme, kız ve kadın kaçırma, hırsızlık, gasp v.s. suçlar o bölgelerdeki toplumsal değerlerin ve ekonomik koşulların etkisi altında işlenen suçlardır.

Ancak ülkemizde suç işleyen çocukların sayısının ifade edilenden daha düşük olduğu istatistikî rakamlardan görülmektedir. Çocukların işlediği iddia edilen suç sayılarının yıllar itibarıyla artış göstermiş olması, ülke çapında işlenen tüm suçların artmasının da bir sonucudur.

2.2. Organize Suçlar ve Şiddet

Bununla birlikte özellikle son dönemde Türkiye’de yeni bir suça sürüklenen çocuk tipi ortaya çıkmıştır. 18 yaş altında, büyük çoğunlukla psikolojik bozuklukları olan, eğitimsiz, amaçsız v.s. gibi en belirgin özellikleri olan çocuklarımız ülke gündemini sarsan cinayetlerin faili durumdadır. Üzeyir Garih, Rahip Santora, Hrant Dink cinayetleri gibi suçların çocuklara işletilmesi organize suçlara örnek olarak verilebilir. Mala karşı işlenen suçlarda oluşan organize yapılanmalar da (kap-kaç çeteleri v.s.) net olarak görülmektedir. Özellikle son yıllarda Türkiye’nin belirli bölgelerinde ve büyük kentlerde meydana gelen yasa dışı gösteri ve yürüyüşlerde çocukların ön planda kullanılması, toplumsal eylemlerde çocukların öne çıkarılması da çocuklara yönelik yeni bir uygulama olarak karşımıza çıkmaktadır

Çocuk suçlular içindeki sokakta yaşayan ve çalışan çocukların oranındaki artışlar, çocuk suçunun bireysel adi suç nitelemesinden çıkarak organize suça dönüşmesi tehlikesi nedeniyle dikkatleri bu noktaya çekmektedir.

Ancak ülkemizin nüfusunun yüzde kırkından fazlası 18 yaşın altındadır yani çocuktur. Bu büyük nüfus miktarının önemli bir kısmı ise 12 yaşın altındadır. Yine önemli bir kısım nüfus örgün öğretim kapsamında okula gitmektedir. Tüm bunlara bakıldığında ülkemizde suç işleyen ve risk altında bulunan çocukların sayısının sanıldığından düşük olduğu görülecektir. Zaman içerisinde yapılan çalışmalar ile bu sayı giderek düşme eğilimindedir(Aydın, 2008: 17-19).

Tablo 8: Ceza İnfaz Kurumlarında Bulunan Çocuklara İlişkin İstatistikler

Öğrenim Dur.naGöre Dağılım   Tutuklu  Hükümözlü Hükümlü Toplam

Okuma- Yazma Bilmeyen               54           18                 8               80

Okur-Yazar Okul Bitirmeyen         176         28                 14             218

İlkokul Mezunu                                256         65                 24             345

İlköğretim Mezunu                          141         13                 9               163

Ortaokul/Dengi Mezunu                  184         39                 6               229

Lise/Dengi Mezunu                          18           0                   0               18

Yüksekokul- Fakülte Mezunu        0             0                   0               0

Yüksek Lisans Mezunu                   0             0                   0               0

Doktora Mezunu                              0             0                   0               0

Öğrenim Durumu Bilinmeyen        434         43                 25             502

Toplam                                              1263       206               86             1555

Yaş Gruplarına Göre Dağılım 

12 ve 17 Yaş Arası (Çocuk)             1263       206               86             1555

 (4 Mayıs 2009 Tarihi İtibarıyla) Kaynak:

Kategori: (Sosyal Hizmetler) | Yorum (yok) | Yorum yaz! | Bağlantı | Etiketler :

Yerel Yönetimlerin Çocuk Suçluluğunu Önlemedeki Rolü-1

9/11/2009

 Özet

Çocuk suçluluğunun önlenmesi hususunda yerel yönetimlerin rolü ve katkısını ortaya koymayı amaçlayan bu makalede, yerel yönetimler ve çocuk suçluluğu ilişkisi sosyal hizmetler ve sosyal politikalar çatısında ele alınarak, söz konusu kurumların çocuk suçluluğu alanındaki rol ve etkinliği incelenmiştir. Bu çalışmada 2004 yılından itibaren yerel yönetimler alanında yapılan düzenlemelerin yerel yönetimlerin yapı ve fonksiyonlarındaki etkisi ve sosyal hizmet politikalarında meydana getirdiği yansımaları tartışılarak Türkiye’deki durum saptanmıştır.

Anahtar Kelimeler:  Yerel yönetimler, suç, çocuk, sosyal hizmetler, sosyal belediyecilik.

Abstract

In this article we studied on the role and contribution of local administrations in relation to prevention of child delinquency. The relationship between local administrations and child delinquency will be analysed under the framework of social services and social policies, and the role and effectiveness of local administrations in the field of child delinquency will be studied. Since 2004 there have been some changes related with local administrations, so in this article the effects of these changes on local administarations’ structure, functions and social service policies will be discussed, and this will give us the opportunity to see the situation in Turkey.

 Keywords: Local administrations, crime, child, social services, social municipality

   Sedat ERGENÇ[*]

  Hakan AYDIN**

 
GİRİŞ

Kamu yönetim sisteminin merkezi yönetimden sonraki en büyük ve en önemli parçası olan yerel yönetimler, merkezi yönetimle birlikte kamu hizmetlerinin yerine getirilmesinde görev alan kuruluşlardır. Boyutları ve etkinlikleri ülkelerin yönetim sistemlerine (üniter / federal devlet) bağlı olarak değişmekle birlikte mahalli / bölgesel düzeydeki kamu hizmetleri yerel yönetimler tarafından sağlanmaktadır(Ersöz, 2009: 772).

Yerel yönetimler, belde halkının ortak yerel ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulmuş, dolayısıyla topluma karşı çeşitli sorumlulukları bulunan kamu kurumlarıdır. Bu sorumluluk çerçevesinde yerel yönetimlerin, toplumun yapısını, temel ihtiyaçlarını ve önceliklerini tanımaları, en kısa sürede ve istenen düzeyde bunlara cevap vermeleri, etkin yönetimin bir gereği olmaktadır.

Suç, insanın ruhundaki kötülükten, kalıtımsal ve bedensel özelliklerinden, toplumsal sebeplerden kaynaklanır. Suçluluk, kişiyi toplum halinde yaşayan öteki bireylerin karşısına çıkaran bir çatışmanın ürünüdür. Suç kavramı ile ilgili araştırmalara bir bütün olarak bakıldığında, önemle üzerinde durulan iki kavram olduğu görülür. Birincisi suçu önlemeye yönelik tedbir ve erken tanı çabaları, ikincisi suçun ortaya çıkışındaki ilk belirtilerin çocuklukta görüldüğü düşüncesiyle, çocuk suçluluğu araştırmalarıdır. Bunlar suçun ortaya çıkışı, gelişmesi ve önlenmesi için alınması gereken tedbirlerin tanımlanması amacındadır.

Araştırmalara göre suça sürüklenen çocukların önemli bir bölümü yaşamlarının ilk yıllarını aile içi ilişkiler düzeyinde yaşanan kötü toplumsallaşma süreci içinde ve sosyal, ekonomik ve kentsel yapıdaki mimari düzensizliğin hakim olduğu çevresel şartlarda geçirmişlerdir(Saran, 1990: 131-134).

Bu kapsamda ele alınan çalışmada, öncelikle Türkiye’de çocuk suçluluğuna yol açan sebepler incelenmiş, çocuk suçluluğu konusunda yerel yönetimlerin görevlerine ilişkin ulusal ve uluslararası düzenlemelere yer verilmiş, çocukların işledikleri suçların istatistikî değerlendirilmesi terör, iç göç ve eğitim paralelinde ortaya konulmuş, sosyal belediyecilik olgusuna yapılan vurgu ile yerel yönetim kurumlarına sosyal hizmetler alanında verilen görevlere değinilmiştir.

 1. ÇOCUK SUÇLULUĞUNA İLİŞKİN ULUSAL VE ULUSLARARASI ALANDA YAPILAN YASAL DÜZENLEMELER

Dünya genelinde artmakta olan çocuk suçluluğuna karşı devletler (merkezi ve yerel yönetimler olarak) farklı önlemler almaktadırlar. Çocukların suç işlemesine sebep olacak nedenlerin ortadan kaldırılmasına yönelik bu çalışmaların başarısı ilk başta sorunların tespitine, alternatif çözüm yollarının bulunmasına, en makul ve uygulanabilir çözümün uygulanmasına bağlıdır. Bu ise yönetim anlayışlarında bir takım değişikliklerin ortaya çıkmasına neden olacaktır (Ünlü, 2009).

Günümüzde yerel yönetimler sınırları içinde yaşayan birey, grup (aile) ve toplulukların üç farklı kaynaktan gelen ve müdahale edilmedikçe derinleşen sosyal sorunlarıyla yakından ilgilenmek durumundadır. Temelde toplumsal, ekonomik ve yönetsel sistemin işleyişinden kaynaklanan, özellikle büyük kentlerde erken müdahaleyi gerektirecek ölçüde derinleşen yoksulluk, işsizlik, dilencilik, madde bağımlılığı, sokak çocukları, çocuk suçluluğu v.b. sorunlardır ki, bu sorunların çözümünde merkezi yönetimlerle birlikte yerel yönetimlerin de vazgeçilmez bir rolü bulunmaktadır.

Son yıllarda özellikle belirli bölgelerde ve büyük kentlerde meydana gelen yasa dışı gösteri ve eylemlerde çocukların ön planda kullanılması (bu çocukların 18 yaş ve altında olmalarına karşın eylemleri Terörle Mücadele Kanunu kapsamında ele alınmıştır), çocuk suçluluğu içindeki sokakta yaşayan ve çalışan çocukların oranındaki yükseliş, gasp, hırsızlık, yaralama v.b. olaylarda belli bir dönem aralığında ortaya çıkan artış, Üzeyir Garih, Rahip Santora, Hrant Dink gibi cinayetlerin çocuklara işletilmesi gibi nedenlerle şahsa ve mala karşı işlenen suçlar yanında organize suçlarda da çocukların kullanılması(istismar edilmesi) tehlikesi nedeniyle dikkatler bu alana yoğunlaşmış, bu nedenle gerek TCK(Türk Ceza Kanunu) ve CMK’da(Ceza Muhakemesi Kanunu) ve gerekse diğer yargılama hukukunda yapılan değişiklikler ile birlikte çocukların yargılanması esnasında ve sonrasında korunmasını sağlayıcı bazı değişiklikler yapılmıştır.

Ancak çocukların korunmasına ilişkin yapılan hukuki düzenlemeler tek başına sorunun çözüme kavuşturacağını beklemek olanaksız olduğundan çeşitli kamu kurumlar tarafından da koruyucu ve önleyici tedbirler alma zorunluluğu ortaya çıkmıştır.

Günümüzde artan sosyal sorunlar karşısında kamu hizmetlerinin daha iyi yürütülmesi merkezi yönetimler ile birlikte yerel yönetimlere de sorumluluklar yüklemektedir. Çünkü vatandaşların sosyal barış içinde yaşamaları ve toplumsal uzlaşmanın temini, yerel yönetimlerin de sorumluluğu alanındadır.

Çocuk suçluluğu ile ilgili olarak kamu yönetim sistemi içerisinde bir çok kurum daha yakın ve müşterek çalışma şartları geliştirme ihtiyacı hissetmektedir. Çünkü suça sürüklenen çocuğa müdahale pek çok disiplinin bir araya gelmesini gerektiren bir durumdur. Bireyin doğumundan ölümüne hayatını içinde geçirdiği sosyal çevre, onun kişiliğinin oluşumu ve bu kişiliğin dışarı yansımasında oldukça önemlidir. İnsanlar içinde bulundukları sosyal çevreden etkilenen ve bu sosyal çevreyi etkileyebilen varlıklardır. Bundan dolayı hukuk, eğitim, psikiyatri, sosyoloji, tıp, rehberlik ve danışmanlık hizmetleri, emniyet, sosyal hizmetler ve yerel yönetimler gibi alanlarda çalışanların bir araya gelmesi ve birlikte çalışması gerekmektedir.

Gerek ulusal gerekse uluslararası alanda yapılan düzenlemelerde de çocuğun yaşadığı çevreye en yakın birimler olan yerel yönetimlere konu ile ilgili olarak görevler verilmiştir. Bu nedenle sosyal belediyecilik anlayışına ve yörenin özelliğine uygun olarak yerel yönetimler “Risk Altında Olan ve Korunması Gereken Çocuklar” ve sokak çocukları gibi alanlarla ilgili olarak sosyal politikaların yerine getirilmesinde aktif olarak rol almak durumundadırlar. Yerel yönetimlerin Valilik, İl Sosyal Hizmetler, Üniversiteler, İl Emniyet Müdürlükleri İl Sağlık Müdürlükleri, İl Milli Eğitim Müdürlükleri, Denetimli Serbestlik Şube Müdürlükleri ve Sivil Toplum Örgütleri ile daha yakın bir işbirliği içerisine girmeleri kaçınılmazdır.

Çocuk suçluluğu veya sokak çocukları gibi sorunlar yerel yönetimlerin hizmet alanını oluşturan şehir merkezlerinde ortaya çıkmaktadır. Bu sorunun olumsuz etkileri de yine ağırlıklı olarak şehir merkezlerinde görülmektedir. Dolayısıyla soruna yönelik önleyici müdahaleler hususunda merkezi yönetimden kaynaklanan bürokratik engellerin önüne geçilmesi, yerinde ve en yakın birimlerce önleyici yönde müdahale edilmesi çözüm konusunda etkinliği arttıracaktır.

1.1. Çocuk Suçluluğu Konusunda Yerel Yönetimlerin Görevlerine İlişkin Uluslararası Düzenlemeler

Bu alandaki uluslararası mevzuattaki düzenlemelere baktığımızda;

Birleşmiş Milletlerce 1989 yılında benimsenen Çocuk Haklarına Dair Sözleşme ile çocuğun öneminin daha da arttığını görmek mümkündür. Nitekim sözleşmenin 3 üncü maddedesin yer alan “Taraf Devletler, çocukların bakımı veya korunmasından sorumlu kurumların, hizmet ve faaliyetlerin özellikle güvenlik, sağlık, personel sayısı ve uygunluğu ve yönetimin yeterliliği açısından, yetkili makamlarca konulan ölçülere uymalarını taahhüt ederler” ibaresinde güvenlik kavramı ön plana konularak çocuğun uluslararası alandaki yeri daha da üst boyutlara taşınmıştır.

Türkiye’de de 2006 yılında 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nda yapılan değişiklik ile 15 yaşından büyük çocukların terör suçları bakımından çocuk mahkemelerinin görev alanından çıkarılıp güvenlik nedeniyle özel yetkili ağır ceza mahkemelerinin görev alınana sokulmuştur ( Terörle Mücadele Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, 2006 ). Çocuk koruma sistemi açısından yerine olmadığı düşünülen bu uygulama; çocuklar bakımından çocuk mahkemelerinin koruyucu etkisinin ortadan kaldırılmakta, bu gruptaki çocuklar terör örgütlerinin tehlikeli üyeleri ile birlikte ve onlarla aynı koşullarda yargılanmak durumunda kalmakta, bu örgütlerin yetişkin durumundaki üye ve yöneticilerinin her türlü istismarına açık halde bırakmaktadır. Bu sebeple terör suçlarıyla ilgisi olan 18 yaşından küçük çocukların çocuk mahkemelerinde yargılanmalarını ve çocuklar lehine alternatif ceza tedbirleri öngören düzenlemelerin yapılmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

 Çocuk Suçluluğunun Önlenmesine İlişkin Birleşmiş Milletler Yönlendirici İlkeleri (Riyad İlkeleri)’in de “…Çocuk suçluluğunu önlemede yerel topluluk hizmet ve programlarının özellikle klasik tipte hiçbir hizmetin bulunmadığı yerlerde işlerlik kazanması ve toplumsal denetimin klasik çarelerine en son çare olarak başvurulması uygun olur…” denilmekte, genel önlemler başlığıyla ifade edilen kısımda “…Çocuk suçluluğunun önlenmesinde elbirliği ile yürütülen etkinliklerin düzene konması için, özel sektöre, hedef topluluğun ileri gelenlerine ve çalışma sorumlularından, çocuklara gösterilecek ihtimamdan sorumlu kuruluşlara ve keza yargı kademelerine çağrı yapmak suretiyle merkezî iktidar, ara yönetimler (eyalet, federe devlet, bölge ve il yönetimleri), yerel yönetimler arasında karşılıklı disipline dayalı sınırlı bir işbirliği…” yapılmasına vurgu yapılmaktadır. Ayrıca yine yerel toplum başlığıyla ifade edilen kısımda “…Yerel toplumun “sosyal tehlike” durumundaki çocuklar için toplumsal gelişme, eğlenme ve dinlenme donanımı ve özel sorunlar için verilmeye hazır hizmetler merkezleri gibi gençlere toplumsal destek sağlayacak çok çeşitli araçları ortaya koyması, varsa bunları takviye etmesi gerekir. Bunu yaparken bireyin haklarını gözden uzak tutmamalıdırYerel gençlik kuruluşları yapılandırılmalı, varsa bunlar güçlendirilmeli ve bunlara toplumsal sorunların izlenmesi ve yönlendirilmesi işlevinde tam bir katılımcı statüsü kazandırılmalıdır. Bu örgütlenmeler toplu hayır etkinlikleri, özellikle yardım gereksinimi olan gençler yararına projeler üretme girişimine özendirilmelidir…” denilerek sosyal tehlike durumunda olan çocuklar için uygun toplumsal desteğin sağlanması yönünde yapılması gerekenler ifade edilmiştir. Bununla birlikte Araştırma, Politika Geliştirme ve İşbirliği başlığı altında “…Çocuk suçluluğunun önlenmesi konusunda yasal mevzuatın uygulanıp yaşama geçirilmesi, suçlu çocukların kaldığı infaz kurumlarının çocukların yeniden topluma kazandırılması doğrultusunda iyi organize edilmesi, tahliyesinden sonra çocuğa iş olanaklarının sağlanması, çocuk suçluluğunun yoğun olduğu bölgelerde, o bölgenin yerel yönetimleri ve halkı tarafından oluşturulacak ve çocuk suçluluğu ile mücadele edecek örgütlerin kurulması ile belirli ölçüde çözümlenebilecektir. Çocuk suçluluğunu önlemek amacıyla girişilecek faaliyetin çocukla doğrudan doğruya ilişkide bulunan çevreden başlaması gerekir…” denilmek suretiyle suça sürüklenen çocuklara ilişkin olarak yerel yönetimlere çocuğun yeniden topluma kazandırılması yönünde çocuk suçluluğu ile mücadele edecek örgütlerin kurulması ve çocuğa en yakın birimlerce önleyici tedbirlerin alınması gerektiği önerilmiştir (Riyad İlkeleri, 1990).

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 29 Kasım 1985’te kabul edilen Pekin- Beijing Kuralları (Birleşmiş Milletler Çocuk Ceza Adalet Sisteminin Uygulanması Hakkındaki Asgari Standart Kurallar) ile suçlu çocuğun yakalanmasından itibaren ilk inceleme ve sorgulama, yargılama ve hüküm ile kurum dışı infaz yolları hakkında asgari standart kuralları belirlemiştir. Çocuk suçlulara ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasi ve diğer görüşler, millî ve sosyal köken, varlık, doğum yeri vs. hiçbir ayrım gözetmeksizin uygulanacak olan kuralların temel ilkeler ortaya konulmuştur.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 14 Aralık 1990 tarihinde kabul edilen Havana Kuralları (Özgürlüğünden Yoksun Bırakılmış Çocukların Korunmasına İlişkin Birleşmiş Milletler Kuralları) ile gözaltında veya tutuklu bulunan çocuklarla ilgili olarak taraf devletlerin uyacağı kurallar belirlenmiş, tutuklu çocukların, hükümlü çocuklardan ayrı yerlerde tutulması istenmiştir. Havana Kuralları özgürlüklerinden yoksun bırakılacak olan çocukların tutulacakları yere giriş, sınıflandırma ve yerleştirme, fiziksel çevre ve kalma yerleri, eğitim, mesleki öğrenim ve çalışma, eğlenme, din, sağlık bakımı, hastalığın, kazanın ve ölümün bildirilmesi, dış dünya ile ilişkiler, fiziksel kısıtlamanın ve zor kullanmanın sınırları, disiplin usulleri, toplum içine dönüş konularını içermektedir.

Görüldüğü gibi söz konusu uluslar arası düzenlemelerde suça sürüklenen çocuklara ilişkin suçun ortaya çıkmasını önleyici, çocuğun sağlıklı bir ruhsal ve fiziki gelişimini sağlayıcı,  özel bir yargılama ön gören yapı genel hatları ile ortaya konularak bu doğrultuda yerel yönetim kuruluşlarının önemine vurgu yapılmaktadır.

 1.2. Çocuk Suçluluğuna İlişkin Ulusal Düzenlemeler

Türkiye’de, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu ile ikincil mevzuatında çocuk kavramını yaşa bağlı olarak belirleyerek uluslararası hukuka uygun bir düzenleme getirmiş böylelikle bu alanda çok önemli bir aşama kaydedilmiş, çocukların korunmasının toplumsal bir sorumluluk olduğu gerçeği realize edilerek, çocuk haklarının korunmasında ileri bir uygulama başlatılmıştır.

ÇKK ile getirilen modern yaklaşım çocuğun bir suçu işlediği yönünde değil, bir suça başkaları tarafından sürüklendiği yönündedir. Bu yaklaşım, çocuğu suç işleyen bir suçlu olarak görmeyip onun suça sürüklendiğini temel ilke olarak ele almakta, bir anlamda fail çocuğu da suç mağduru konumunda kabul etmektedir. Bunun doğal sonucu olarak da suça sürüklenen çocuğun cezalandırılmasını değil korunmasını, suçtan ve onu suça sürükleyen çevreden uzaklaştırılmasını temel amaç edinmiştir.

                  Türk Hukuk Sisteminde Ceza Kanunu’na bakıldığında; 18 yaşına kadar verilecek olan cezalar şu şekildedir: 

ü  12 yaşının sonuna kadar suç işleyen kişinin cezai sorumluluğu bulunmamaktadır. Ancak kişi en az bir yıl hapis cezası gerektiren bir suç işlemişse tedbir uygulanır.

ü  Yaşları 12 ile 15 arasında olan çocuklar, kısmi olarak cezai ehliyete sahiptir. Suçlu yaptığı fiilin bilincinde ve sonuçlarını kavrayabilecek durumda ise ceza, belirli oranda indirim uygulanarak verilmektedir. Aksi halde ceza verilmemektedir.

ü  Yaşları 15 ile 18 arasındaki çocukların işledikleri suçun bilincinde ve sonuçlarını kavrayabilecek durumda olduğu kabul edildiğinden ceza verilir ancak belirli bir oranda indirim uygulanır.

Çocuklar bakımından uygulanan cezalar açısından yetişkinlere göre en önemli farklılık suç tarihinde 18 yaşından küçük olan bir kişinin işlediği suçtan dolayı verilen netice cezanın bir yılı geçmemesi durumunda çocuk hakkında 5237 sayılı TCK’nın 50/1 maddesinde yer alan seçenek yaptırımların uygulanması zorunluluğudur. Bu seçeneklerden adli para cezası dışındaki bir seçeneğe hükmedildiğinde verilen kararı uygulama görevi denetimli serbestlik birimleri yerine getirecektir.

Hapis cezasına seçenek olarak para cezası dışında seçenekler öngören 5237 sayılı TCK, adli kontrol tedbirlerini öngören 5271 sayılı CMK(Ceza Muhakemesi Kanunu), çocuklar için denetimli serbestlik hükümlerini öngören 5395 sayılı ÇKK’nun ve şartla tahliye sonrası hizmetleri düzenleyen 5275 sayılı kanunun gereklerinin yerine getirilmesi için Denetimli Serbestlik ve Yardım Merkezleri ile suçtan mağdur olan kişilerin korunması amacıyla Koruma Kurulları oluşturulmuştur. Koruma kuruluna belediye başkanı veya görevlendireceği yardımcısı da katılmaktadır.

Koruma kurullarının görevleri şube müdürlüklerinden iletilen suçtan zarar gören kişilerin karşılaştıkları sosyal ve ekonomik sorunların çözümü ile ceza infaz kurumlarından salıverilen hükümlülerin meslek veya sanat edinmelerinde, iş bulmalarında, sanat sahibi olanlar ile tarım işletmeciliği yapmak isteyenlere araç ve kredi sağlanmasında, işyeri açmak isteyenlere yardım edilmesinde ve karşılaştıkları diğer güçlüklerin çözümünde yardımcı olmak, çocuk ve genç hükümlülerin öğrenimlerine devam etmelerini sağlamak, diğer hükümlülere bu konuda yardımcı olmak olarak belirtilmiştir (Denetimli Serbestlik ve Yardım Merkezleri ile Koruma Kurulları Kanunu, 2005 ).

Yine SHÇEK’in(Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu) de katkılarıyla Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Dış Ticaret ve Gümrük Müsteşarlığının ortak çalışmaları sonucu ile uçucu ve yapıştırıcı maddelerin ithalatında içerik miktarlarının denetimi konusunda İthalat Tebliği yayımlanmıştır (10 Ocak 1999 gün ve 23579 sayılı Resmi Gazete). 11.02.2000 tarih ve B.05.1.EGM.0.11.01.09/00036 sayılı genelge ile kamu esenliğinin sağlanması ve uçucu maddelerin etkisi ile çocukların suç işlemesinin önüne geçilmesi için 5442 sayılı İl İdaresi Kanununun 11/C maddesine göre uçucu maddelerin 0-18 yaş arasındaki çocuklara satışının yasaklanması için karar alınması, ilan edilecek karara uymayanlar hakkında adli soruşturma yapılması istenmiş ve uygulamaya başlanmıştır.

Çocuk koruma sisteminde belediyelerin rolü, risk altındaki çocukların tespiti ve bu riskin bertaraf edilmesi için danışmanlık, koruma, bakım ve barınma hizmetlerini tüm nüfusa dengeli dağılacak biçimde organize etmektir. Bu bakımdan yerel yönetimler çocuk koruma sisteminin asli unsurlarıdır (T.C. İzmir Valiliği Koordinasyon El Kitabı, 2008: 50). Yapılan son düzenlemeler ile de yerel yönetimler eğer çocuk bir şekilde suç işlemiş ise onun “suçluluğu yaşam biçimi haline getirmesini” önlemede etkin bir rol almak durumunda kalmışlardır.

2. ÇOCUKLARIN İŞLEDİKLERİ SUÇLAR VE YEREL YÖNETİMLER

Çocuk suçluluğunun nedenleri üzerinde araştırma yapan araştırmalar, çocukların suç işlemesine neden olan pek çok unsurun olabileceğini göstermektedir. Bu unsurlar aile, okul, toplum ve kişinin bireysel özellikleri olarak sınıflandırılabilir (Kepenekçi ve Özcan, 2002). Genellemek istendiğinde ise çocuk suçluluğunun nedenlerini bireysel ve çevresel nedenler olarak ikiye ayırmak mümkündür (Temel ve Aksoy, 2005: 78). Ancak bu unsurların tek başına suç işlemede etkili olabileceğini söylemek mümkün olmadığından başta çevresel şartlar olmak üzere, ekonomik veya kültürel etkenlerin zorlamasıyla da çocuk suça itilebilmektedir. Bu durumda Türkiye açısından bölgesel farklılıkların, sosyo-ekonomik veya kültürel nedenlerin, göç ve terör gibi olguların etkisi görülebilmektedir.  

Türkiye’de çocuğu suça sürükleyen nedenler;

ü  Eğitim seviyesinin düşük olması,

ü  Tüketim toplumunun körüklediği tüketim alışkanlıkları ve davranışlarının artması,

ü  Kırsal kesimdeki değerler sisteminin kentlerde aileler üzerinde ortaya çıkardığı travmalar,

ü  Ailelerin gelir ve ekonomik düzeylerinin düşük olması,

ü  İşsizlik,

ü  Yoğun göç hareketleri,

ü  Nüfus sayısının fazla olması,

ü  Rehabilite merkezlerinin yeterli sayıda olmayışı,

ü  Meslek edindirme ve topluma kazandırmaya yönelik merkezlerin olmayışı,

ü  Çocuklarda “suç işlesem de ceza almam nasıl olsa” düşüncesi,

ü  Suç örgütlerinin; Türk Ceza Kanunu'nda(TCK) çocuklara tanınan ceza indirimlerini kullanması ve

ü  Medyanın olumsuz model teşkil edebilecek yayınlar yapması

gibi faktörlerden ortaya çıkmakta bu durumlar ise suçlarda artışa neden olmaktadır.

Bu bölümde genel olarak suça sürüklenen çocukların da içinde bulunduğu 18 yaş altı tüm çocukların işlediği iddia edilen suçların istatistikî verilere dayanarak değerlendirmesi yapılarak;

ü  Çocukları suça iten nedenlerin neler olduğu,

ü  Hangi suçları işledikleri,

ü  Suç işleyen çocukların eğitim/yaş ve cinsiyetine göre dağılımları,

ü  Tüm suçlar içindeki payları

gibi sonuçlara ulaşılmak istenmiştir.

2.1. Çocukların Şahsa ve Mala Karşı İşledikleri Suçlar

Polis ve adliye kayıtlarında geçen suç türleri, şüphelilerin cinsiyet durumları, yakalanan çocuklar ve hükümlülerin eğitim durumlarına göre incelenmiştir. Öncelikle Türkiye genelinde polis sorumluluk sahasında suç işlediği iddiasıyla Cumhuriyet Savcılığına sevk edilen şüpheli çocukların tüm suç işleyenlere oranı Tablo 1’de gösterilmiştir. Tablodan çocuk şüpheli sayısının 2007 yılı dışında kendi içerisinde bir artış gösterdiği görülmektedir. Burada iki husus akla gelebilir: Birincisi çocuk polisinin başarılı bir çalışma sürdürememesi, ikincisi çocuk polisinin her geçen yıl daha iyi örgütlenerek daha çok olaya müdahale etmesi. Tablo 1 incelendiğinde ikinci görüşün doğru olduğu söylenebilir. Zira çocuk şüpheli sayısının tüm şüphelilere oranı 2003 yılında % 14,4, 2004 yılında 13,9, 2005 yılında 10,9, 2006 yılında 8,1 ve 2007 yılında % 7,1’dir. Bu verilerden çocukların işlediği iddia edilen suç oranının 2003 yılından 2007 yılına kadar sürekli bir azalma seyri izlediği görülmektedir. Bu durum Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından uygulanan "Güven Timleri" ve "Yıldırım Ekipler" gibi organizasyonların etkili olduğunu göstermesi bakımından önemli bir gelişme olarak değerlendirilmektedir. Nitekim Tablo 2’de suç türüne göre çocuk ceza infaz kurumuna ve eğitim evine giren hükümlü çocuklara ait istatistiklerde 2002 yılında 457 olan çocuk sayısı 2007 sonunda düşüş eğilimi ile birlikte 236’a kadar gerilemiştir.

Tablo 1: Çocuk Suçluların Tüm Suçlular İçindeki Yeri

Yıllar      Çocuk Şüpheli Sayısı      Tüm Şüpheli Sayısı        Oranı%

2003                          46.345                       321.805                     14,4

2004                          49.482                       353.578                     13,9

2005                          53.433                       487.761                     10,9

2006                          62.968                       785.509                     8,1

2007                          53.039                       751.295                     7,1

Genel Toplam          265.177                     2.699.948                  9,8

5 Yıllık Ortalama     53.035                       539.989                     10,9

Kaynak: Emniyet Genel Müdürlüğü

TÜİK verilerine göre 2007 yılı sonunda 70.586.256 nüfusun 23.551.003’ü 18 yaşından küçüktür.  Bu durumda Tablo 2’e göre 2007 yılında tüm nüfus içerisindeki şüpheli oranı yüzde 3,8 iken 18 yaş altı nüfusta yüzde 1,1’lere gerilemektedir. Bu sonuçlar Emniyet Genel Müdürlüğü Çocuk Şube Müdürlüğü/Büro Amirliği Kuruluş, Görev ve Çalışma Yönetmeliğinin yürürlüğe girdiği 13 Nisan 2001 tarihinden itibaren çocuk polisi uygulamasının başarılı sonuçlar verdiğinin göstergesi olarak yorumlanabilir.

Tablo 2: Suç Türüne Göre Çocuk Ceza İnfaz Kurumuna Ve Eğitim Evine Giren Hükümlü Çocuklar

SUÇ/YIL   2002           2003           2004           2005           2006           2007

Öldürme       57             62               45               28               17               21

%                 12,5          18,8            13,5            13,9            21,8            8,9

Hırsızlık       136           83               51               29               12               47

%                 29,8          25,2            15,3            14,4            15,4            19,9

Irza Geçmek 54             27               30               20               7                 30

%                 11,8          8,2              9,0              9,9              9,0              12,7

Fiili Livata     34             22               27               14               3                 5

%                  7,4            6,7              8,1              6,9              3,8              2,1

Yaralama       6               5                 7                 5                 3                 14

%                 1,3            1,5              2,1              2,5              3,8              5,9

Yağma/Gasp 139           103             134             94               28               100

%                  30,4          31,3            40,1            46,5            35,9            42,4

Diğer              31             27               40               12               8                 19

%                   6,8            8,2              12,0            5,9              10,3            8,1

Toplam          457           329             334             202             78               236

 2.1.1.Çocukların Şahsa Karşı İşlediği Suçlar

26 Eylül 2004 tarihinde kabul edilen 5237 sayılı yeni Türk Ceza Kanunundan önce şahsa karşı işlenen suçlar polis kayıtlarında öldürme, yaralama, genel adap ve aile nizam ile şahıs hürriyeti aleyhine ve devlet idaresi aleyhine işlenen suçlar şeklinde sınıflandırılmış ve bu format 2006 yılı sonuna kadar devam etmiştir.  DEVAMI VAR

Domuz Gribi Mi Tehlikeli, Aşısı Mı?

8/11/2009

      

Türkiye'nin her yanından ölüm haberleri geliyor. Korku haritası günden güne genişliyor. Gazeteler, televizyonlar, internet siteleri, kitle iletişim araçlarının tamamı bir korkuyu büyütmek, bir kampanyayı yaygınlaştırmak için seferber edilmiş durumda.

Geçen hafta Başbakan Tayyip Erdoğan'ın “aşı yaptırmayı düşünmüyorum” şeklindeki açıklaması, hastalık ve aşılama üzerindeki spekülasyonların ciddiye alındığının işareti. Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın, “aşılamanın isteğe bağlı olduğunu” hatırlatması da yine “aşı” üzerindeki tartışmaların ciddiyetini ortaya koyar nitelikte. Üstelik bu spekülasyonlar en son Türkiye'de başladı. Amerika ve Avrupa'da Mayıs ayından bu yana hem hastalıkla ilgili hem de aşı konusunda şiddetli tartışmalar zaten yaşanıyordu. Öyle insanlar aşı için kuyruk oluşturmuş da değil.

Dünya üzerinde "domuz gribi aşısı" olarak şimdiye kadar üç firma üretim yapmış: bunlardan ilk ikisinin henüz lisansı yok. Avrupa İlaç Kuruluşu tarafından da onaylanmamış. Bunlar:

1. GlaxoSmithKilne firmasının Pandemrix adlı aşısı,

2. Baxter International’ ın H1N1 aşısı,
3. Novartis tarafından üretilen Influenza A (H1N1) 2009 Monovalent

Amerikan’nın bazı eyaletlerinde zorunlu aşılamaya karşı tepkiler artıyor. Aşılardan ölümler meydana gelmekte. İngiltere, ülkesinde kesinlikle böyle bir uygulama yapmayacağını söylüyor. Diğer ülkelerde de durum farklı değil.

Elbette sağlık çok hassas bir konu. Ancak, salgının zamanlaması sadece havaların soğumasına mı bağlı? “Salgın, dev ilaç şirketlerinin aşı üretimini tamamlamasını beklemiş olabilir” derken çok mu aykırı bir şey söylemiş oluruz? Fabrikalar üretime geçtiler, stoklarını tamamladılar, ülkelerden sipariş almaya başladılar, aşı dağıtımına start verdiler o an domuz gribi harekete geçti, hızla yayılmaya başladı, bütün ülkelerde salgın paniği başlatıldı, aşı kampanyalarına hız verildi! Doğru değil mi?


Burayı iyi okuyun: Bu aşılar yapıldığı takdirde:

-Guillain-Barre sendromu, Vaskülit, Felç, Anafilaktik şok ve ölüme neden olabileceği duyuruluyor. Ayrıca Novartis firmasının geliştirdiği ilacın yan etkilerini Novartisin kendi laboratuvar sonuçlarından okuyabilirsiniz.

Alman sağlık uzmanları aşının kanser yaptığını söylerken, beyin üzerindeki etkilerine, felce ve muhtemel ölümlere işaret edilirken, çocuklarda ciddi nörolojik sonuçlara yol açacağı, astım hastası edeceği, aşılarda kanserli hücreler kullanıldığı, katkı maddelerinin ölümlere yol açabileceği gibi itirazlar ortaya atılırken bizler susuyorduk.

1- Bu aşı kısırlık yan etkisine haiz,
2-Bu aşıda insanın genetik yapısını bozabilir,
3-Bu aşının içinde Dünyanın 1 numaralı kanserojen maddesi FORMALDEHİT var (ki bu madde Avrupa ve Amerika’da yasaklıdır)

İşin bir de sosyolojik boyutu var:

1-Almanya’da hükümet yetkilileri bürokrasi kesimi civasız aşıyı kullanırken, halka civalı aşı verileceği yönündeki haber Almanya’da duyulunca halk ayaklandı. Ülkemize gelen ilk parti 500 000 aşı civalı haberiniz var mı?

2-Kuş gribi hastalığının ilacı olan tamifulu ilacının firma sahibi Donald Rumsfeld (Pentagonun'un eski şahinlerinden, Irakta 1.5 milyon müslümanı öldürdükten sonra şimdi de sağlık sektöründen 2 milyar dolar kazandı.) 

3- Yapılan domuz gribi haberleri ile halkı psikolojik olarak baskı altına alarak, 1 milyar dolarlık aşı alımının bahanesini oluşturduklarını biliyor musunuz?

4-Hiçbir ülkede, hatta yoğun ölümlerin yaşandığı ülkelerde bile bu kadar aşı talebi olmazken, neden Türkiye kobay ülke olarak deneniyor?

5- 2009 yılı boyunca tüm dünya’da, bilinen gripten toplam 5.900 hastanın öldüğü, oysa domuz gribinden ölen sayısının 500 civarında olduğu gerçeği Türk halkına neden bildirdilmiyor?

Genetik yapısıyla oynanmış gıdalar(GDO), doğrudan genetik yapıyla ilintilenen aşılar, tıpkı bilgisayarımıza şu veya bu şekilde giren virüs programları gibi, kendini sistemle entegre eden programlarla pekala insan genini değiştirebiliyor, yapısını bozabiliyor ve hatta yavaş yavaş ölümüne yol açabiliyor(http://sedatergenc.blogcu.com/).

Kimseyi aşıdan soğutma niyetimiz yok. Ama ilaç firmalarının milyarlarca dolarlık satış ve bağlantılarıyla aşı kampanyası arasında bir irtibat olmadığını kim söyleyebilir? Dünya genelinde karşı konulamaz aşı kampanyası ortada. Büyük ilaç firmalarının kampanya için bu zamanı beklemeleri, onlarca ülkeyle bağlantı yapmaları, hisselerinin hızla artması da ortada. Sadece ABD'nin aşı için ayırdığı para şimdilik beş milyar dolar. Sadece bir ilaç firmasının, İngiliz GlaxoSmithKline şirketinin bağlantı yaptığı ülke sayısı 16 ve bu sayı 50'ye çıkacak.

Korktuğumuz şey hastalık ya da aşı değil. Küresel ekonomik kriz yüzünden dev şirketler batarken, insan sağlığı üzerinden dev bir sektör oluşturulması. İnsanlığın biyoteknoloji şirketlerinin oyuncağı haline gelmeleri ve bu şirketlerin siyasi bağlantıları. Bu yazımızda meselenin bir de bu yönüne dikkat çekmek istedik. hakan aydın-sedat ergenç

 

 

SANAL ALEM?

2/11/2009

Şimdi hepinizin şaşıracağı bir tespiti aktarıyorum. 2008 yılı yaz tatili döneminde Ankara ve özellikle Çankaya şartlarındaki çocuklarla hazırlanan bir ankete çocukların yazdıkları notlar beni oldukça şaşırttı. 12–15 yaş arası birçok çocuk sorulan onlarca sorudan birisi, “En çok korktuğunuz üç şey nedir? Yazar mısınız?” sorusuymuş. Onların cevabı ise: “Kene, deprem, terör” cevapları.

 

Bu yanıtı veren hiçbir çocuğun kendisi, ailesi veya yakınlarından birisi ne depremle, ne keneyle, ne de terörle zarar görmemişler. Özelikle kenenin ve terörün zaten Çankaya’da ne işi vardı. Tarih ise bugüne kadar Ankara’yı yerle bir eden bir depremden bahsetmiyordu. O halde cevap açıktı. 2008’in Haziran-Temmuz arşivlerine bakınca; tüm iletişim araçları hemen her gün, keneden ölenlerden(şimdi de domuz gribinden), bitmeyen terörden, her hafta tabutlarla gelen şehitlerden ve özelikle İstanbul’a yaklaşan depremden bahsediyordu.

 

Evet, internet ve televizyon gibi iletişim araçlarının çocukların dünyaları üzerindeki etkileri ortada. Kaldı ki; bazı tv programların etkisini dile getirmeye bile gerek görmüyorum.

 

İnternet ve bilgisayar yoluyla sanal dünyaya çekilip kişiliği, kimliği, özgüveni emilen, sömürülen, çiğnenen hatta kendi mevcudiyeti dahi ortadan kaldırılan çocuklarımızın sayısını ise tam olarak bilemiyoruz.

 

İşte size çarpıcı bir tespit: 28.10.2009 tarihli Posta Gazetesinde Ömer Erdem kalemiyle günlerce konuşulacak şu haberi duyuruyor: “İnternetteki sohbet programı MSN ile 12-14 yaş arası çocukları tuzağa düşürüp çıplak fotoğraflarını çeken, daha sonra da şantajla bu çocuklara tecavüz eden 38 yaşındaki sapık yakalandı. Sapığın evinde, çocuklara tecavüz ederken çekilmiş 226 film ile 2 bin 126 fotoğraf bulundu…”

 

Evet, değerli anne ve babalar bu zanlı 226 çocuğa ulaşıp cinsel istismar ettiyse durum vahim. Bütün bu çocukların bir çoğu travma tedavisinden geçirilmesi lazım. Aksi halde cinsellikten soğuma, evlenmeme, içine kapanma, depresyon, intihar girişimi, okul ve aileden kaçma gibi olumsuz durumların ortaya çıkması muhtemel. Hatta çocukların durumu algılamaya başladıklarında bunu gurur meselesi yapıp toplumdan kendilerini tamamen soyutlayarak daha kötü yollara düşebilecektir.

 

Artık bilgisayar, internet ve sanal dünya akıl almaz, izah istemez sınırlara ulaşmıştır. Cep telefonunun dalgalarının çocuklara zararlarını zaten biliyorsunuz.

 

O halde yapılması gereken mutlaka çocuğunuzu kontrol etmektir. Çocuğunuzu bilgisayar başındayken KENDİSİNİ VEYA BİLGİSAYAR EKRANINI görebilecek şekilde(yada oda kapısı açık halde) oynamasına, sınırlı saat ile izin vermelisiniz.

 

Ne var ki; harcadığı zamandan, tükettiği her nefesi; nerede ve nasıl tükettiğinden hesap sorulacağına ve ilahi mizana inanan bir genci, hiç kimse sanal alemle, internetle yoldan çıkaramaz.

 

Bu kaygıyı, çocuklarına ahiret inancını anlatmayan, dini eğitimi gerekli görmeyen aileler düşünsün. Çünkü ancak onlar; çocuklarını üst düzey şeytan organizasyonu adamlarının baş aktörlüğünü yaptıkları, sanal dünya’ya emanet edebilirler.

 

Bizim gibi insanların böyle bir sorunla yüz-göz olması mümkün değildir. Sanal alem bizim gibiler(Aydın Müslümanları) için sorun değil sadece tehdittir ve tehdit olarak kalmaya mahkumdur.

               HAKAN AYDIN

Öyleyse Neyi Kutluyorsunuz?

23/10/2009

TÜRKİYE Demokratik Açılım’ı karşılaştığı kimi zorluklara rağmen tartışmaya devam ediyor. Çeyrek yüzyılı aşkın bir zamandır süregelmekte olan meselenin çeyrek saatte çözülmesini kimse beklemiyordu zaten.

 

Sürece müdahil olmak isteyen aktörlerin çokluğu ve çeşitliliğine bağlı olarak başta “barış elçileri” nin geçen hafta teslimi ile birlikte ortaya çıkan durumda dahil açılımın ekstra zorluklarla karşılaşabileceğine ilişkin öngörülerimiz geçtiğimiz günler ve haftalar boyunca yaşanan gelişmelerle maalesef doğrulandı. Ancak bu zorlukların aşılamayacak nitelik ve boyutta olmadığı da açık. Yeter ki, meselenin çözümüne yönelik uğraşlarda samimiyet ve basiret galebe çalsın.

 

"Demokratik açılım sürecini istismar etmenin, süreci bir siyasi çıkar sağlama faaliyetine dönüştürmenin, milli birlik, beraberlik ve kardeşliğe fayda sağlamayacağını" belirten Başbakan Tayyip Erdoğan'ın; "Yapılan şark kurnazlığıdır, kışkırtmadır, tahriktir. Ülkenin hissiyatına, hassasiyetlerine saygısızlıktır" sözleri kendilerini “barış elçisi” olarak tanımlayanların birlik, beraberlik ve toplumsal barışı yaralanmasına sebebiyet veren o görüntüler karşısındaki sert tavrını haklı çıkarmaktadır.

 

Belli ki devlet başta MGK(Milli Güvenlik Kurulu) olmak üzere bu problemi çözmek, en azından bu konuda bir aşama katetmek istiyor. Ancak bir taraftan da, Türkiye siyasetinin ve toplumunun gerçekleriyle idealleri arasında bir denge kurmak zorunda olduğunun bilincinde hareket ediyor.

 

Başbakanın “Demokratik açılım sürecimiz bizim terörle mücadelemizi hiçbir zaman ertelemez. Terörle mücadele kararlılığımız aynı şekilde devam edecektir. Milli birlik süreci de demokratik açılıma ilişkin süreç de kararlılıkla devam edecektir” sözlerinden bunu anlamak hiç de zor olmasa gerek.

 

Muhalefet partileri ise ipe un sermekle meşguller. “Çözümün nasıl parçası olabilirim” den ziyade “nasıl olur da bu süreci akamete uğratabilirim” düşüncesiyle hareket ediyorlar. Açılım tartışmalarına ilişkin sıhhatli analiz yaptıklarına, dikkate alınabilecek bir şey söylediklerine maalesef rastlanmıyor. Binlerce insanımızın kaybına, milyonların bu uğurda harcanmasına karşın bu meselenin konuşulmasını ve tartışılması dahi “yıkım projesi” olarak değerlendirmekle yetinmektedirler.

 

Türkiye Cumhuriyeti gerisinde ciddi bir Osmanlı mirası olan köklü bir devlet geleneğine sahip güçlü bir ülkedir. Öyleyse Türkiye toplumunun ve siyasetinin de etkin kurumlarının, açılım tartışmalarına katılarak, düşünce ve önerileriyle açılımın daha sağlıklı bir şekilde işlemesine katkıda bulunması gerekmektedir.

 

Çeyrek yüzyıllık bir meselenin çözümünde Türkiye ortak paydasında düşünmekten ziyade, verdikleri mücadeleyle yeni kazanımlar elde etme derdinde olanlar var maalesef. Halbuki bu savaşın kazananı olmadı. Kazananlar yıllarca uzaktan seyredip kıs kıs gülenlerdi. Bu savaş Anadolu'da bütün evleri yangın yerine döndürdü. Acı, öfke ve kayıplardan başka geriye bir şey kalmadı. Herkes kaybetti. Kaybedenler kayıplarına üzülmeli. Sevinecek tek şey var, kayıpların sonuna gelinmesi umudu.

 

Ancak böyle bir erdeme, ahlaka, olgunluğa sahip olmayanların iyi niyetleri şımarıklıkla, tahrikle, provokatif gövde gösterileriyle karşılaması, bir şeylerin hala anlaşılamadığının göstergesidir. Dar mahalle politikaları bunlar.

 

Türkiye kamuoyu, Silopi'den Diyarbakır'a kadar, on binlerce insan üzerinden uygulanan bir provokatif meydan okumayı, rencide eden, kamçılayan, rahatsız eden zafer turlarını büyük bir sabırla izliyor. Fark ediyor musunuz?

 

Bir sorun, bin yıllık kader ortaklığından güç alarak çözülmeye çalışılırken. ayrılıklara değil, ortaklıklara yatırım yapılıyor. Üstelik Türkiye’nin en güçlü olduğu, kendi bölgesinde en etkili olduğu, dünya genelinde dikkat çektiği, barış ve işbirliği adına bölge ülkeleriyle ortaklıklar inşa ettiği bir dönemde yapılıyor bu açılım. Bunun ne anlama geldiğini düşünüyor musunuz?

Bütün bunlar olurken dağdan indirme gibi çözüm yolunda köklü adımlar atılıyor. Diğer taraftan da birileri, kamuoyunu rencide ederek süreci baltalamaya çalışıyor. Eğer planlı değilse, düşüncesizce bir davranış bu. Hani diyalog nerede? Olgunluk nerede? Barış istemek nerede?

Unutmayın, kimse muzaffer olmadı bu kavgada. Kaybedenler hepimiz olduk. Diyarbakır'dan Trabzon'a kadar herkes kaybetti. Acının ve öfkenin üstesinden gelmeden hiçbir çözüm olmayacak. Öyleyse neyi kutluyorsunuz?

              hakan aydın

« Önceki ::


Blogcu ile yapıldı